Arşiv
Mülkiyet Sınavından Geçmek
Ayşe Çavdar
Birkaç ay önce Ursula K. LeGuin’in, bağlı bulunduğu Yazarlar Birliği’nden kuruluşun Google’la girdiği hukuk mücadelesinden vazgeçmesi üzerine ayrıldığını duyduğumuzda bir hayli şaşırmıştık okurları olarak. Çünkü LeGuin, bağlı yazarların telif haklarını Google’a karşı korumayan ve anlaşma yolunu seçen Birliği yeterince direnç göstermemekle suçluyordu. İki ucu iğneli bir değnek bıraktı avuçlarımıza. Bir yanında Google’ın kitapları tarayıp umuma açma gayesi güden evrensel kütüphane projesi vardı. Diğer yanda ise pek çoğumuzun mülkiyet kavramıyla cebelleşmeye giriş kitabı olan Mülksüzler’in yazarı LeGuin’in diline yakışmayan “telif hakları mücadelesi.”
LeGuin diyordu ki “Google gibi kocaman, ticari bir şirketin yazarların telif haklarını gasp etmesine seyirci kalamayız.” Google’ın ise projeyi savunma noktası pek çok okurun gönlünü fethedecek cinstendi: “Herkes, istediği bütün kitaplara ulaşabilecek.”
Genç feministler ne diyor?
Begüm Acar, Emek Ayşe Yıldız, Feride Eralp, Tuba Keleş
Bazen kendimi şöyle hissediyorum: Gözlerin bağlı, karanlık bir yerdesin ve el yordamıyla bir şeyler bulmaya çalışıyorsun. Ama eminim onlar da geçtiler benzer süreçlerden. Bu paylaşıma belki de bu nedenle bu kadar değer veriyoruz.
“Sorgulamalarımız hep devam edecek de…”
Begüm: ‘Genç feministler’ kavramını düşünürken bu ikili bir şey gibi geliyor. Çünkü aslında deneyimimizin az olması yaşımızla bir yandan alakalı; ama bir yandan da şöyle bir şey var: Bizim yaşlarımızda değil de daha sonraki yaşlarda feminist harekete dâhil olan ve kendine feminist diyen insanlar da var. O zaman tamamen yaşla alakalı bir şey değil bu.
Feride: Ben hayatımda hiç o kadar düşünmedim, ‘Genç feministim ben’ diye, çünkü doğduğumdan beri öyle böyle feminist hareketin içindeyim, içine doğduğum ev sebebiyle. Bu kadar ‘merkezde’ bir yerde yaşamışken, dertlerim de çok başka. Bu noktada aramızda çok ciddi farklar var; dolayısıyla da çok farklı şeyler söyleyebiliyoruz.
Zaman Yolcusu Kadınlar: Furuğ Ferruhzad
Gülden Treske
Furuğ; kısacık bir hayata, her şeyi doldurabilen kadınlardandı. Kim olduğunu ve şiir yazmak için doğduğunu biliyordu. Tüm kırılganlığına karşın, kim olduğunu bilemesin diye konulan bütün kuralları alt edecek kadar da güçlüydü.
(Yeniden Doğuş)
“Bahçeye dikeceğim ellerimi,
Çiçekleneceğim,
biliyorum, biliyorum, biliyorum
Ve bembeyaz yumurtalarını bırakacak
kırlangıçlar
Avuçlarımın mürekkep lekeli
çukurlarına”
FURUĞ FERRUHZAD
(5 Ocak 1935 – 13 Şubat 1967)
Öylesine çiçeklendi ki Furuğ, mürekkep lekeli ve kırlangıçların yumurtalarını bıraktığı elleri ile Fars edebiyatının en güzel şiirlerini yazdı. Şair oldu. Yazar, oyuncu, ödüllü bir yönetmen, ressam, eş, anne, âşık oldu. Furuğ; kısacık bir hayata, her şeyi doldurabilen kadınlardandı. Ve kim olduğunu ve şiir yazmak için doğduğunu biliyordu. Tüm kırılganlığına karşın, kim olduğunu bilemesin diye konulan bütün kuralları alt edecek kadar da güçlüydü.
Vişneli Kamusallık…
Değiştirmeyi istemiyorsak reçel bile kaynatmam ben!
Nilgün Toker, Emine Ayhan, Hazal Halavut, Aksu Bora
Okuyacağınız tartışma, haftalara yayılmış, hastalıklar, yolculuklar, ev taşımaları aşmış, şahsi dertlere sapıp zıplayıp dönmüş, dolayısıyla çok kesintili, uzun sıçrayışlı, hatta belki de çok “şahsi” bir tartışma. Ona tartışma değil de sohbet demeliyiz. Baştan bir tür “jam session” gibi tasarlamıştık, fakat hesaba katmadığımız şey, bu sessionların canlı icra edildikleriydi – aradan şunca zaman geçtikten sonra, ister istemez biraz şekle şemale sokulması, ayıklanması, “anlaşılır” kılınması gerekti. Dileriz ki bu haliyle bile sohbete katılanlara verdiği esini verir, belki yeni sohbetlere vesile olur.
Başlarken tek kuralımız vardı: Düşünür ismi zikretmeyecektik, sanatçılar serbestti. Buna sadık kaldık… Hemen hemen!
İyi okumalar…
Sayı 34
- Fotoröp
- Amargi’den
- Feminist Tartışmalar
- Ne Olacak Bu Memleketin Hali- İfakatle Fitnat
- Velev ki Tercih – İsmigül Şimşek
- Aşk Otoriter Değil, Öyle mi? – Gizem Ekin Çelik
- Ah Mağdur, Vah Mağdur – Jenny Diski
- Mağduru Korumak – Toros Güneş Esgün
- Vişneli Kamusallık – Nilgün Toker, Emine Ayhan, Hazal Halavut, Aksu Bora
Sansasyonel Hormonlu Domates ve Gençliğin Ahlakçılığı Üzerine
Hüner Aydın
Yıkmak istediğimiz ağaca sırtımızı yaslıyoruz; meyvesini yiyoruz ve gölgesinde dinleniyoruz; ama yıkacağız, kesin kararlıyız; yine de meyvesi ve gölgesi üzerinden kurduğumuz pragmatistliğe devam ediyoruz, tabii yıkana kadar!
Nisan ayında BDP Dersim Gençlik Meclisi “Kutsallarımız ve Ahlaki Değerlerimizin Yozlaşmasına ve Sömürgeciliğe İzin Vermeyeceğiz” pankartıyla Dersim’de bir yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşün akabinde bir basın açıklaması yapıldı ve iki birahaneye saldırıldı. Roştîya Asmê Dersim LGBTİ oluşumunun, saldırılar için “kadın garsonlara yönelik, seks işçilerine yönelik” gibi ifadelerle basında çıkan haberlere karşılık olarak, eylemin seks işçilerine değil; çete, patron ve pezevenklere yönelik yapıldığını belirttiğini Roştîya Asmê adına Loren Elva açıkladı.
Mağduru Korumak
Toros Güneş Esgün
Hasina Bibi, kendisine tecavüz eden akrabasının salıverilmesini protesto etmek için bir kafese girdi. Hasina, aslında tecavüzcünün kapatılması gerektiğini düşündüğü kafese kendini hapsederek fail ve mağdur arasındaki ilişkiyi ters yüz etmişti.
Geçtiğimiz aylarda Pakistan’da 13 yaşında bir kız çocuğu, Hasina Bibi, kendisine tecavüz eden akrabasının salıverilmesini protesto etmek için kendini annesiyle beraber bir kafese kapattı. Haberin fotoğrafında kızından birkaç adım geride ve ürkek oturan annenin aksine, keskin gözleri kafesin parmaklıklarını delip geçen bir genç kız vardı. Hasina, aslında tecavüzcünün kapatılması gerektiğini düşündüğü kafese kendini hapsederek fail ve mağdur arasındaki ilişkiyi ters yüz etmişti. “Mağdur”dan beklenilenin aksine üzgün ve güçsüz görünmüyordu. Birilerine, uğradığı adaletsizliği anlatmak için kendini hapsetmesi, adeta cevap beklediği eril hukukun aslında faili değil, mağduru kapattığının ve failin değil mağdurun özgürlüğünü çaldığının bir temsiliydi.
Aquellare: Müzikle Konuşan Kolombiyalı Cadılar
Pınar Selek
Aquallare, Baskça bir kelime. Cadılar Birliği demek. Fransa’da cadılığı feministlik olarak algılayan, bu işi de pek seven Kolombiyalı kadınlar 2010’da, daha dört sene önce, birleşmişler ve o tehlikeli işi yapmışlar: Örgüt kurmuşlar.
Büyük altüst oluşlar yaşayan hiçbir ülkede, hiçbir coğrafyada, sosyal mücadeleler yerel kalamıyor. İnsanlar dört bir yana dağılıyor çünkü. Sürgünler, kaçanlar, gidenler bohçalarında ülkelerinin gözyaşlarını, şarkılarını, ihtiyaçlarını, siyasi gündemini de taşıyorlar. Gidip orda burada örgütler kuruyorlar. Dayanışma örgütleri. Uzaktan devrim örgütleme örgütleri. Lojistik örgütleri.
Ya da köprüler kuran, ağlar ören örgütler… Fransa’daki Kolombiyalı feministlerin örgütü Aquellare bunlardan biri.
Velev ki Tercih!
İsmigül Şimşek
Bırakalım “heteroseksüellik” düşünsün, kendi varoluşu tercih mi yönelim mi.
Şu yazıyı kaleme alma fikri, daha doğrusu fikri bile değil, karşı konulmaz heyecanı, bir facebook tartışması sırasında ortaya çıktı. Zaten bir süredir hayatta karşıma çıktıkça, “ay öyle değil o işler anacım” diye düzeltegeldiğim ama tembellikten oturup da yazamadığım bir şeyken, şimdi böyle somut somut karşımda görünce, bir de sıkıcı ofis saatlerinde, bana çalışmamak için en az camdan dışarı bakmak kadar geçerli bir sebep verince, bir baktım bedenime sirayet etmiş bile yazının paragraf maddeleri.
Mevzu, başlıktan da bir bakışta anlayabileceğiniz üzere, “tercih mi, yönelim mi” ikiliği. Aslında şu anda şu cümlenin kuruluşundan, mevzunun yanısıra kendi durduğum yere dair de ipucu verdim. “İkilik” diyerek belli ettim pozisyonumu.
Firdevs
Hatice Meryem
Kocası onu bu yüzden boşadı.
Çilliğinin kanatları büyükçeydi. Adam cimaya her yeltendiğinde mübarek deliği bulana kadar canı çıkar, yorgunluktan bezip bu amansız uğraştan bıkar, karısını çok sevdiği halde ondan buz gibi soğurdu.
Nihayet ağlaya ağlaya onu boşadı ve kendisine yeni bir eş bularak Pera’nın aşağı mahallelerine taşındı.
Firdevs babasından kalan koca konakta böylece yapyalnız kaldı. Çok mutsuzdu. Sabahları tek başına kahvaltısını ediyor, öğleden sonraya kadar ev işi yapıyor, akşamüstü komşu kadınlarla görüşüyor, geceleri mutsuzluktan ağlıyordu.










