Zaman İçinde Bir İleri Bir Geri: Vişnenin Cinsiyeti

eda-vişnenin cinsiyeti

Eda Ağca

Geçmişin tuhaf bir yanı var: Hiçbir zaman orada olmamış olabiliriz ve hiçbir zaman oraya geri dönemeyeceğiz. Fakat bir yaşam boyunca, çoktan bitmiş yaşamlardan insanlarla tanışmak mümkün. Kendi hikâyelerini onların ağzından dinliyoruz kimi zaman. Bir öykünün başka bir öyküyle birleşip, yeni bir öykü doğurduğu ve aslında arananın kendi öykümüz olduğu zamanın içinde bir ileri bir geri seyahat ediyoruz. İşte Vişnenin Cinsiyeti’nde de tam olarak bundan söz ediliyor.

Mucizeler olmadan dünyanın gerçek bir dünya olmadığına inanan Jeannette Winterson’ın kaleminden, gerçekliğe meydan okuyan Jordan ve annesi Köpekli Kadın’ın postmodern anlatısı Vişnenin Cinsiyeti. Köpekli Kadın idealleştirilmiş güzellik standartlarına aykırı masalsı bir dev. Onun için pasaklılık adeta bir aksesuar. Erkek egemen dünyanın yalnız ve korkusuz kadın kahramanı. Jordan ise bitmeyen yolculukların ve birbirinin içine geçmiş hikâyelerin büyüttüğü bir çocuk.

17. yüzyılda, tarihsel bir arka planla kurgulanan roman, bizi içine çeken masalsılığının yanında bugün hâlâ güncelliğini koruyan birçok konuyu ele alıyor. Toplumsal cinsiyet, aşk, ahlak, din, beden ve bilhassa zamanı okuyucuyu afallatacak bir kurguyla sorguluyor Winterson. Prensle prensesin sonsuz evliliğiyle biten, klişeleşmiş “mutlu sonlara” muhalif Dans Eden Oniki Prensesin Öyküsü’nde kocasının görmezden geldiği prensesin kendini, onun çevresindeki herhangi bir nesne gibi hissetmeye başlaması derin bir fantezinin içinde barınan çarpıcı gerçekliğe ikna ediyor bizi. Buradan bakınca yazarın zaman, gerçeklik ve bütünlükle büyük bir derdi olduğunu görebiliyoruz fakat bu gerçeklilik, aynı zamanda yitirilebilen bir kavram.

Çapraz zaman anlatımıyla ilerleyen Vişnenin Cinsiyeti, bir hikâyeyi anlatmanın en güzel yolunun maziden çağırdığı hikâyelerle harmanlamak olduğuna inanıyor. Ve anlattığı hikâyeyi canlı tutabilmek için maziye her döndüğünde kendisini yeni yan hikâyeler, karakterler ve nesnelerle çevreliyor. Böylelikle Winterson’ın ortaya çıkarmaya çalıştığı şey biraz da birbirinden bağımsız görünen hikâyelerin en nihayetinde bir bütünü oluşturduğu. Vişnenin Cinsiyeti’nin temel imgelerinden biri olan muz karşımıza ilkin Köpekli Kadın’ın bebekken Jordan’ı görmeye götürdüğü Londra’ya yeni gelmiş bir cennet meyvesi olarak çıkıyor. Jordan’ın mazisinde yatan bu anı, zamanla yerini bu cennet meyvesinin geldiği uzak yerlere yolculuk etme arzusuna bırakacak.

“YALANLAR 8: İlk gördüğü şey o değildi, nasıl olabilirdi? Benim ilk gördüğüm şey de üstüne sis inen tarlalar değildi. Ama daha önceden ikimiz de hayaller kuran, yaşamın içinden gölge gibi geçenler gibiydik. Dolayısıyla size anlattıklarımız doğru olmasa da doğrudur” diyor Winterson Vişnenin Cinsiyeti’nde. Geçmiş zaman dilimi, olduğu gibi naftalinli bir hurca koyup sandıklara kaldırdığımız ve şimdiki zamanda bıraktığımız gibi bulabileceğimiz bir şey değil. Zira mazide saklı onca insan, mekân ve nesne hikâyelerle bütünleştiği vakit hatırlanması oldukça zor ve karmaşık bir hal alıyor. Bu da maziyi yaşandığı kadar değil, hatırlandığı kadar doğru kılıyor. Bu yüzdendir ki, maziyi çağırmak muazzam bir kurgu ve gerçeklikle fantezinin ördüğü eşsiz bir düğüm. Bu düğümü Winterson’ın oyunbaz dilinden okuma, sorgulama ve çözmeye çalışmanın ise bambaşka bir tadı var.

Share Button