Sanat

Yazmak

yazmak

Zeynep Kaçar

En olunmayacak şeyi oldum, feminist oyun yazarı oldum. Üstelik yeni de olmadım. Tam 14 yıldır yapıyorum bu işi. Ülkede sadece feminist oyunlar yazan tek yazarım. Bir sürü oyunum var, basıldı, oynandı, oynanıyor filan. Kendimle barışık, huzur dolu bir hayatım olması gerek. Birazcık param, azıcık bilenen bir adım. Yok. Onlar yok. Benim oyunlarım var.
Hep biraz buruğum, hep biraz kırgın. Ama burulmak kırılmak hayata aykırı…

Share Button

Sanatçı Anne Nasıl Bir Şahsiyettir?

Güneş Savaş, Özge Açıkkol

“Özge Açıkkol, Güneş Savaş ve Seçil Yersel’den mürekkep bir sanatçı kolektifi olan Oda Projesi, geçen yıl çoluk çocuk Kopenhag’da bir ay süreyle kalıp, ANA ismini verdikleri projeleriyle “sanatçı ebeveynlik” üzerine fikir teatilerinde bulundular, çeşitli atölyeler düzenlediler. İstanbul’a döndüklerinde de ANA’yı Türkiyeli sanatçı / akademisyen / aktivist ebeveynlerle sürdürmeye karar verdiler. Hali hazırda devam eden projeyi Oda’dan Güneş ve Özge anlatıyor:”

2013 yılında Danimarkalı bir ekipten, ANA –Astrid Noack’s Atelier’den bir davet aldık; Kophenag’da bir ay kalmak ve bir proje oluşturmak üzerine. Ancak Oda Projesi eskisi gibi üç kişilik bir ekip değil. Üçümüzün de birer çocuğu var artık. Ekibe yazdığımız cevapta bu davete ancak çocuklarımızla katılabileceğimizi söyleyince olumlu bir cevap aldık. Ama işte tüm hikâye de bu noktada başladı. Bir yandan ekibe nasıl bir proje önereceğimizi tartışırken diğer yandan da içimizdeki endişeler artıyordu. Birimizin oğlu henüz iki yaşına basmamıştı bile; diğerimizinki ancak sekiz aylıktı.

Share Button

Bedene İşlenen: Kadın Dövmeciler ve Dövme Sanatı

tattoo

Hilal Esmer

Nimet Arıkan, 43 yaşında bir dövme sanatçısı. Nimet sadece dövme yapan ve “tarz” olsun diye dövme taşıyan bir kadın değil. O aynı zamanda aktivist ve mücadeleci bir kadın. Kendi deyimiyle ‘…şu sıralar kendini vegan feministler, anarşist feministler ve genel olarak anarşizme yakın hissediyor’. 2010 yılında açtığı dövme stüdyosuna bu yüzden “Amazon Dövme” ismini koymuş. Bu alanda kadınların görünmezliği sorununu bizzat deneyimlediğinden, stüdyosunda yalnızca kadın sanatçıların çalışmasına karar vermiş. (Elbette sözü geçen ‘kadın sanatçılar’ sadece na-trans kadınlardan oluşmuyor.)
Nimet, 1993-19996 yılları arasında siyasi tutuklu olarak 3 yıla yakın cezaevlerinde kalmış. Cezaevindençıktıktan sonra devam eden mahkemesi sonuçlanmış ve Yargıtay eski cezasını bozarak onu 15 yıla mahkum etmiş.

Share Button

İfşanın Ferahlığında Sanat

Nazlı Pektaş

Sürrealizminin önemli temsilcilerinden René Magritte, resimleri için “gündelik nesneler yüksek sesle haykırırlar” der. 2013 sonbaharında, MOMA’da açılan ve 12 Ocak’ta sona eren ve René Magritte’in 1926 – 1938 yılları arasında yaptığı işlerine odaklanana serginin adı The Mystery of the Ordinary / Sıradan Olanın Gizemi. Bir Magritte sergisinin alabileceği en iyi başlık. Zira günlük yaşamın içindeki olağan sahnelerin büründüğü onca sır dolu sahne daha nasıl anlatılabilir ki?

Gerçekliğin nesnelerini mekân ve anda farklı farklı yerleştirmelerle yan yana getiren sanatçı nesneler hakkında; “Ben belli bir nesnenin neden orada olduğunu, neden yan yana durduklarını zihnen açık etmek üzere resmetmediğim için, resimlere öyle bakmak gizemi yok edecektir.” derken de açıkça bu gizemden bahsetmektedir.

Share Button

Neden Dans Edeyim Ki?

DansDansDans

Burcu Şimşek

Sahnede bir grup kadın var kısa, uzun, topluca, zayıf, şişman, genç, orta yaşlı… İnanılmaz bir keyifle dans ediyorlar. Sahneye çıkıp yerleştiklerinde, henüz performans başlamadan önce, “ee dans okulunun büyükler için olan kısmı, n’apalım izleyeceğiz” diye düşünen bir salon dolusu insandan biriyim. Ne yazık bana ve önyargılarıma. Müzik önce salonu, sonra sahnedeki bedenleri sarmaya başlıyor. Ritm… Hareket… Ritm… Benim bedenime de ulaşıyor işte. Nihayet… İki ay boyunca tüm o hareketleri düşünüp, bu yazının başına oturmama sebep olacak kilidi açıyor. Bu yazıyı okuyan, dans eden kadınların çoğu içlerinden “ohoo sen nerdeydin bunca zamandır?” diyorlarsa haklılar.

Share Button

Dövme/Dek

dovmedek

Yektanurşin Duyan 

Üniversiteye başladığımda ayak bileğime uğursuzluk ve bilgeliğin simgesi olan baykuş dövmesi yapmaya karar vermiştim. Bu düşüncemi üç dövmesi/deki olan anneme açtığımda “hayır olmaz” cevabı ile karşılaştım. Nedenini sorduğumda “günah” cevabını alınca şaşkınlığım ve merakım arttı. Çünkü annem dindar bir kadın ve günah olduğunu iddia etmesine rağmen üç dövmesi var. Annemden beni dövme yaptırmamaya ikna etmesini istedim ve böylece dövme serüvenim başlamış oldu.

Annem mi beni ikna edecekti yoksa ben mi annemi ikna edecektim. Mardin’de başlayan dövme serüvenim Şanlıurfa’da son buldu. Yeşil renkte yapılan ve “dek” olarak bilinen dövmenin sadece Kürtlerde olduğunu sanıyordum. Fakat araştırmaya devam ettikçe Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan 50 yaş ve üstündeki birçok Kürt, Arap, Ezidi, Alevi ve Süryani kadının dövmesi olduğunu öğrendim. Kadınlarla konuştukça dövme/dek ile ilgili belki de annemin bile bilmediği birçok şeyi öğrendim.

Share Button

Ressam Deniz Bilgin’e mektup

denizbilgin

İnci Eviner

Deniz,

Uzun bir aradan sonra Ressam Deniz’le yeniden buluştum.Sana söylemek istediğim çok şey vardı ama kelimeler benim işim değil.O yüzden çizginin uzamında ikimizi yanyana koydum.Bu yakınlaşma sana olan kızgınlığımı artırdı çünkü imgelere gereğinden fazla inandınve bu yüzden onun tarafından yavaş yavaş yutulduğunu fark edemedin..direnmedin… bu yüzden sana kırgın olduğumu söylemek isterim.

Share Button

Jana Sanskriti- Hindistan’da Ezilenlerin Tiyatrosu

Jale Karabekir

Kadınların oyuncu olmaları, kadın takımlarına katılmaları ya da seyirci-oyuncu olmaları ilk olarak onların bireysel hayatlarını değiştiriyor

Anlatacağım hiçbir şey gerçek dışı değil, hiçbir şey ütopik değil. İnanması zor, ama Hindistan’da dev bir tiyatro topluluğu var. 1984’ten beri Hindistan’ın kırsal bölgelerinde, ufacık köylerde tiyatro çalışan, köy meydanlarında oyunlar sergileyen, demokrasiye inanan, asıl sorun patriarka diyen, kadın takımları oluşturan, kadın sorunları üzerine oyunlar yapan, tiyatro monolog değildir diyalogdur diye haykıran ve seyircisini oyuncu yapan dev bir tiyatro topluluğu: Jana Sanskriti. 24 yıllık yolculuklarını bu kısa yazıya sığdırmam mümkün değil, ama imkânsızın nasıl imkânlı olduğunun en büyük kanıtı Jana Sanskriti; katılımı, kolektivizmi, örgütlenmeyi yaşayan, deneyimleyen, değişimi ve dönüşümü hedefleyen, en önemlisi de bunları başaran bir kolektif.
Jana Sanskriti’nin merkezi Batı Bengal’in Kalküta kentinde. Ancak kentli bir tiyatro topluluğu değil, tam tersi Hindistan’ın köylerinde birçok tiyatro takımı bulunuyor. Şu anda binden fazla oyuncusu, 150 kadın takımı var.

Share Button