Dünyada Diren! Filmine Dair Feminist Tartışmalar

LONDON, ENGLAND - OCTOBER 07:  Actresses Carey Mulligan and Meryl Streep attend the "Suffragette" press conference during the BFI London Film Festival at The Lanesborough Hotel on October 7, 2015 in London, England.  (Photo by John Phillips/Getty Images for BFI)

Ülkü Özakın

Diren!/Suffragette filmi bu akşam özel gösterimle Türkiye’de ilk kez gösterilecek. Birkaç ay önce 59. Londra Film Festivali’nin açılış filmi olarak seçilen filmde, kadınların oy hakkı için mücadele eden sufrajet hareketinin lideri Emmeline Pankhurst’u canlandıran Meryl Streep, gösterim öncesi yapılan basın toplantısında filmin ve kendi açıklamalarının yarattığı tartışmalar hakkında konuştu. Streep, bir süre önce -hem de tam filmin tanıtımı sırasında- bir söyleşide “Feminist misiniz?” sorusunu olumsuz yanıtlayarak büyük hayâl kırıklığı yaratmıştı. “Hayır, hayır, hayır, bir feminist değil, o bir hümanist.” Time Out dergisine verdiği söyleşide, Streep, tam olarak şöyle diyor: “Ben bir hümanistim, hoş ve tatlı bir dengeden yanayım.” Alaya alınmamak ve söylediklerine itibar edilmesi için feminist olmadığını söylemek çok tanıdık değil mi? Streep, Londra Film Festivali açılışındaki basın toplantısında, daha önceki bu söyleşide kendisini “feminist” olarak nitelemeye yanaşmamasıyla ilgili soruya şöyle yanıt verdi: “Bu filmde bir ifade geçiyor; “Laf değil, iş!” diye… Benim için de aynı ifade söz konusu. Yaşamımda yaptıklarım, bir insan olarak ne olduğumu gösterir. Onunla uğraşın, sözcüklerle değil!” Streep daha sonra sinema endüstrisinin hâlâ erkeklerin egemenliğinde olmasının öfke uyandırdığını söylerken, karar alma süreçlerine daha fazla kadının dahil edilmesi çağrısında da bulundu.

Popüler kadınların feminist etiketini, hümanist ya da herkesten yana oldukları temelinde reddetmesi, feminizmin herkesin eşitliği için mücadele etmediği ve kadınların birlikte  hareketinin gerekli olmadığı algısını yaratıyor. Streep gibi herkes tarafından tanınan, kabul gören, beğenilen bir kadının feminist kelimesini, onu kadınların dışında kalan “başkaları”nın haklarının yanında olmasını engelleyen bir deli gömleği gibi tanımlaması ve reddetmesi üzücü…

Hatırlayacak olursak, başka bir Oscar ödüllü oyuncu, Marion Cotillard da feminizmi ayrılıkçı olması nedeniyle eleştirirken, “Bence eşitlik yaratmıyor, ayrılık yaratıyor. Yani, kendimi feminist olarak tanımlamıyorum” şeklinde konuşmuştu.

Bu kadınların kendilerine feminist dememelerinden daha çok, feminist olmadıklarına dair gösterdikleri gerekçeler sorun yaratıyor. Hümanist olduğunuz için feminist olmadığınız ya da olamayacağınız üzerine söylenen her cümle, feminist hareketin üzerine kötü bir gölge daha düşürmeye, hâlihazırda var olan feminizm karşıtı söylemleri kuvvetlendirmeye yarıyor. Feminist olarak nitelendirilmeye dair o görünür direnç, büyük ölçüde, feminizmi saran çok sayıda yanlış bilgiden ya da sözcüğün çok sayıdaki farklı tanımından kaynaklanıyor. Belki de, “Feminist misiniz?” sorusunu sorduktan hemen sonra, “Feminizm size ne ifade ediyor?” diye de sormak gerekiyor.

“Köle olacağıma isyancı olurum!”

slave

Diren! / Suffragette filminin tanıtımı amacıyla hazırlanan tişörtler de Atlas Okyanusu’nun iki yakasında tartışma uyandırmıştı. Filmin oyuncularının Time Out dergisinin çekimleri için giydikleri tişörtlerde yazan “Köle olacağıma isyancı olurum!” sözleri tepki uyandırmıştı. Suffragette hareketinin lideri Emmeline Pankhurst’un 1913’deki konuşmasından alınan bu cümlede “köle” sözcüğünün tarihi anlamının göz ardı edilmiş olduğu savunulmuş, köleliğin bir seçimmiş gibi gösterilmesi ve beyaz olmayan kadınların harekete katkılarının yansıtılmaması eleştirilmişti. Basın toplantısında, özellikle Twitter’daki tişört eleştirilerini yanıtlayan senaryo yazarı Abi Morgan, “Bu olumsuz çağrışımlar, filmin gerçek ve samimi amacı olan, tüm dünyada bütün kadınlar için eşitlik sağlanması hedefini gölgelerse yazık olur. Benim için bu anlatı çok önemli. Ama tartışmalar da önem taşıyor ve yapılması gerekir” demişti.

Kadınların ve siyahların hak mücadelelerinin birbirinden kopuk ele alınması, ırk ve toplumsal cinsiyetin tarihsel-toplumsal olarak kesiştikleri unutularak birbirinden tamamen ayrı alanlarmış gibi düşünülmesi hâlâ sürüyor ve tartışılmaya devam ediyor. Kadın dediğimizde siyah kadınların akla gelmemesi bu duruma bir örnek olarak gösterilebilir. Yüz yıl sonrası için, köle sözcüğü de artık Emmeline Pankhurst’un söylediğinden başka anlamları içermekte, pek çok acı deneyimi de taşımaktadır.

Kırmızı halıda protesto

halı

Filmin İngiltere prömiyeri sırasında art arda ünlü sinema oyuncuları salona girerken, feminist göstericiler eylem düzenledi. Bir yanda filmin oyuncuları mülakat vermekteyken, üzerinde “Her hafta iki kadın öldürülüyor”, “Ölü kadınlar oy veremez” gibi sloganlar yazan giysileriyle dikkat çeken Sisters Uncut hareketinden kadınlar kırmızı halı üzerine uzanarak seslerini duyurdular.

Bu akşamki gösterim ve sonrasında filmin Türkiye’de nasıl tartışıldığını da filmin içeriğiyle beraber başka bir yazıya bırakalım…

Kaynaklar:

 

Share Button