Bunu da mı Siz Biliyorsunuz Beyler, Bunu da mı?! Emzirmek Üzerine

Feyza Akınerdem-Hilal Alkan

Bu yazı, Texas’ta gerçekleşen ve absürdlüğü nedeniyle haber olan (1) bir olaydan yola çıktı . İki çocuk, bulundukları ecza deposundaki bir fotoğraf nedeniyle ailelerinden alındılar. Çünkü fotoğraf “cinsellik” taşımaktaydı. Fotoğrafta 12 aylık bebek ve annesi vardı; bebek annesini emiyordu. Fotoğrafın cinsellik taşıdığına karar verenler ise şikayette bulunan tezgahtar, şikayetin ehemmiyetinin farkında olan ve yetkili bir merciye danışmayı bile gerek görmeyen polis memurlarıydı.
Freud, oral dönemde bebeğin emme yoluyla cinselliğini yaşadığını söylemişti (2) ve biliniyor ki bu durumdan haz alan sadece bebek değildir, anne de ‘emme’den farklı nedenlerle haz duyar. Üstelik Freud sadece ‘meme emme’ den bahsetmez; ‘Parmak emme’ de büyük bir haz kaynağıdır ve orgazma denk düşer. Acaba, “parmak emen çocuk fotoğrafı” da günümüz beden politikalarına göre suç teşkil eder mi?

Bu sohbet, ikiz kızlarını on dört ay emzirmiş Feyza, yeni anne Hilal ve Hilal’in üç aylık bebeği Azade’nin katılımlarıyla gerçekleşti. Azade mevzuya, sohbet esnasında annesini emerek ve sonrasında neşeli çığlıklar atarak katıldı. Hilal ve Feyza, ara sıra dikkatleri dağılsa da, emzirme konusunu enine boyuna konuşmaya çalıştılar.

Feyza: Yola çıkış sorumuz emzirmenin cinsel bir eylem olup olmadığı ve bunun dolayımında, örneğin kamusal alanlarda emzirmek ya da emzirmeyi fotoğraflamak, cinselliğin teşhiri olarak görülebilir mi?

Hilal: Ben emzirmenin mahrem bir şey olmasını bir ölçüde anlıyorum, ki aslında onu da zor anlıyorum ama cinsel bir şey olarak hiç düşünmemiştim.

F: Ben de hiç cinsel bir şey olarak düşünmemiştim.

H: Hiç aklıma bile gelmemişti. Ama gerçekten haz verdiği, hem de böyle çok katmanlı bir haz verdiği doğru. Yani sadece fiziksel olarak o emmenin verdiği haz değil; anne açısından görsel olarak da emzirme acayip zevkli bir şey.

F: Evet. Bebeği öyle görmek çok zevkli.

H: Bir de hani daha soyut düzeyde de çok zevkli. Yaşam kaynağını senin içinden alıyor olması… Çocuk sadece sütle yaşıyor, büyüyor, çok acayip bir şey aslında. Göbek bağı hiç kopmamış gibi.

F: Peki bu duyguların bir şekilde adlandırılması, yani cinsellik olarak veya cinsellik değil olarak; cinsel bir haz olarak ya da cinsel olmayan bir haz olarak, ne derece manalı? Pek çok insan bunu, yaşayabilmesi için bebeğin yapması gereken bir şey diye görüyor. Ama bunun ötesi de var aslında. Yani, politik olarak mesela “Hayır bu aynı zamanda cinselliğe ait bir şeydir.” demek gerekli mi, ben bilmiyorum. Buna bir isim koymak çok gerekli mi ya da? Belki de bunu cinsellik üzerinden konuşmanın başka açılımları olabilir bilmiyorum. Kadın bedeniyle ilgili, cinselliğin sınırlarıyla ilgili.

H: Olabilir. Ama tabii bunu cinsellik üzerinden konuştuğun anda bir sürü başka kısıtlayıcı mekanizmayı da konuşmak gerekiyor; zira onlar üzerimize geliyor. Mesela biz şimdiye kadar cinsellik olarak düşünmemiş olsak da epey mahrem bir şey olarak düşünüyoruz galiba. Anlatmışımdır belki, Suriye’de bir kadın görmüştüm. Böyle simsiyah baştan aşağı örtülü bir kadın. Kadın Halep çarşısında yürürken, şak diye memesini çıkartıp bebeğini emzirmeye başlamıştı. O esnada bir de erkek satıcılarla pazarlık yapıyordu. Hiçbir şekilde orada, mahrem bile değil demek ki emzirmek, geçtim cinsellikle ilgili olmasını. Kadının memesi o bebeğin emziği gibi, oyuncağı, bezi gibi bir şey. Kadın bedenine dair kodların dışında yani. Halbuki bizim dünyamızda bu eylemi cinsellikle ilişkilendirmesek bile memenin mahrem olması hayatlarımıza bir sürü kısıtlama getiriyor.

F: Evet biraz karmaşık bir şey düşündükçe. Mesela niye emzirirken örtünmek istiyoruz? Niye sokakta rahat rahat emzirmiyoruz?

H: Ya ben sanırım, insanlar anormal bir şey yapıyormuşum gibi bakacaklar diye rahat rahat emziremiyorum; Suriye’deki gibi kimse umursamayacak olsaydı muhtemelen emzirirdim. O mahremiyet hissi azaldı bende. Ve çok ilginç bir şekilde bıçakla kesilmiş gibi azaldı. Doğuma gittiğimde hastanede ebe beni duşun altına sokmaya çalışırken sütyenimi çıkarmamak için mücadele veriyordum. Ertesi sabahsa odaya giren çıkan herkesin önünde emzirmeye çalışıyordum.

F: Aynı şeyi ben de yaşadım. Doğumdan sonra hemen ilk müşahade odasında emzirmek için getiriyorlar bebekleri. Ben böyle sırtüstü yatıyordum. Hemşire ikisini iki yanımdan memelerime verdi.

H: Kimse sana bir şey sormuyor değil mi?

F: Hiçbir şey sormadılar. Ne bebekler sordu ne hemşire sordu… Hemşire benim onlara müdahale etmemi de istemedi, kendileri yollarını bulsunlar diye. Ve o esnada annem geldi, arkadaşlarım geldi. Ben öylece yatıyordum. Annelik, o an başlıyor aslında. Anne olduğun an, bedeninin üzerinde senden başka canlıların tasarrufunun olduğunu fark ettiğin an yani aslında. Bence en karmaşık duygulardan biri buydu. Bu beden benim midir, değilse kimindir hikayesi. Aslında o kadar net bir cevabı yok bunun, o anda ya da karnına düştükleri anda. Zaten senin kontrolün dışında bir sürü şey oluyor bedeninde. Bulantılar gibi… Sonra görünür oluyorlar ve yine tamamen senin kontrolün dışında; senin sosyal hayatının, senin günlük yaşantının, gündelik hayat organizasyonunun dışında bir programları var ve şak diye emmek istiyorlar.

H: Ben de hamilelikte, Azade’nin bedenimin içinde olmasından, onun üzerinde ciddi anlamda hatta benden daha fazla söz sahibi olmasından dolayı bunu hissetmiştim; ama bir de başka insanların bedenimle ilişkisinde de değişiklikler yaşamıştım. Hani birine sarıldığında sarıldığın kişinin sırtına koluna dokunursun, yanağına dokunursun, en fazla eline dokunursun ama karnına dokunmazsın. Hamilelik süresinde gelen geçenin karnıma dokunmasından çok rahatsız olacağımı zannediyordum. Meğer hiç rahatsız olmayacakmışım

F: Başka bir şey oluyor o artık.

H: Evet, daha önceki bedenimden başka bir şey, tam olarak benim olmayan, sınırları biraz daha belirsiz bir şey. Ama zaten sonrasında bebeğin bedeniyle kurduğun ilişki de çok teklifsiz; yani onun benim üzerimde ciddi bir tasarrufu var ama ben de onun bedenine istediğimi yapabiliyorum. Poposunu siliyorum, yıkıyorum, öpüyorum, sarılıyorum, sıkıyorum ve hiç birinde bir söz hakkı yok aslında. İki bedenin arasındaki sınırlar kayboluyor sanki.

F: Evet, aslında hepimiz dünyaya bedenlerin sınırlarının belirsiz olduğu böyle bir deneyimle geliyoruz. Sosyalleşmek, bu sınırları öğrenmek galiba.

H: Hatta inşa etmek o sınırları… Beden algımızın çok belli biçimlerle sabitlenmesi.

F: Halbuki o ilk emzirme anından sonra göğüslerin senin için başka bir şeye dönüşüyor. Hiçbir şekilde cinsellikle alakası kalmıyor anlamında söylemiyorum ama bebeğe ilişkin daha karmaşık şeyler oluyor. Kolay kolay adlandırılacak bir şey değil.

H: Acayip bir şey. Bir de emzirme ciddi şekilde haz veriyor tamam, ama bazen de eziyet gibi oluyor; hani çok canın yanıyor, bıkıyorsun, süt gelmiyor… O süreç içinde de devamlı başkaları memelerine müdahale ediyor. Biri geliyor sıkıyor, biri krem sürüyor. Nasıl emzireceğini göstermeye çalışıyorlar. Süt sağılıyor. O pompa aleti zaten hepten acayip. Eskiden kurmuş olduğun ilişkiyi değiştirecek çok şey var aslında.

F: Yani memeler bedeninin bir parçası ve hatta estetize edilmiş bir parçası olmaktan öteye geçiyor. Onu yaşamak anne için şok edici bir şey. Önemli bir süreç. Aslında bir yandan özgürleştirici bir tarafı da var. Memelerini sadece cinsel objeler olarak hissetmemeni de sağlıyor; iyi bir tarafı da var yani.

H: Evet kesinlikle, insanın kolu bacağı gibi oluyor. Normalleşiyor.

F: Bir taraftan da çok kontrol edilen bir alan tabii. Çok doğal yaşanmıyor. Örtünün altında bile olsa sokakta emzirmek çok yeni bir şey sanki.

H: Ben daha hiç sokakta emziren bir kadın görmedim, kendimden başka.

F: Evet, ben de görmedim. Ben ilk üç ay neredeyse yirmi dört saat emziriyordum iki bebeği. Sokakta olduğum zaman sağıp biberonla veriyordum. Ama emzirmek zorunda kaldığım zamanlar da oldu. O kadar doğaldı ki. O an, onu yapmamam gerektiğini düşünmüyordum bile. Çocuk emmek istiyor, emzireceksin başka çaresi yok. Ama tabii sürekli kafanda etraftan ne diyorlar, ne yapıyorlar meselesi var. Bu genel olarak kadın bedeni ve mekân ilişkisiyle de alakalı bir şey. Çok rahat bir şekilde emziremiyorsak bunun önünde birçok engel var. Giyim tarzımız, şehrin ona göre tasarlanmamış olması. Oturacak bir yer yok, bir gölge yok. Sonra sokağa çıkma disiplini, sokakta yapılacak şeyler. Yani her ne kadar dünyanın özgürleştiği düşünülse de bir sürü kontrol mekanizması var. Mesela kıyafetinin bozulmasını istemiyorsun. Sütün akmasını istemiyorsun, üzerinde leke bırakmasını istemiyorsun, sürekli bir örtü veya şalla gezmek istemiyorsun belki. O kurallara uymaya çalışırsan emziremiyorsun. Uymazsan da rahatsız ediliyorsun. Bazen gerçekten de yapamıyorsun, emzirme şansın olmuyor. Zaten, sokağa çıkarken giydiklerimiz hiçbir zaman emzirmeye uygun olmuyor. Emzirmeye uygun kıyafetleri özel olarak alman gerekiyor.

H: Onlar da hem zor bulunuyorlar hem de pahalılar.

F: Hayattaki her şey emzirmenin arızi bir durum olduğunu sana söylüyor sürekli.

H: Halbuki o hiç de arızi bir durum değil düşündüğünde. Kadınların önemli bir kısmı hayatlarının 2-3 senesini emzirerek geçiriyorlar.

F: Yani kıyafet üreticisi olarak onu satsan o da gider.

H: Ama mesele o değil ki. Mesele zaten kadınların sokağa çıkmasının gerekli görülmemesi hatta istenmemesi. Hele de anne olan kadınların. Belediye, şirketler, kocalar, akrabalar elele bunu engellemeye uğraşıyorlar sanki.

F: Yani bu kontrol en modernleştik dediğimiz noktada bile, hatta tam o noktada daha çok yaşanıyor sanki. İş dünyasında, alışveriş merkezlerinde, hiçbir yerde bebekli kadının olabileceği gerçek bir yer yok. Hani o, modernliğin, kapitalizmin filan merkezi olan yerler o kontrolü daha çok yapıyorlar. Yani geleneksel, kapalı filan dediğimiz homososyal ortamlar kadının emzirmesi için daha rahat.

H: Bir de cinsellikle ilişkili olması meselesinde kimin baktığı ve ne gördüğü de önemli aslında. Bizim yaşadığımız hazdan farklı olarak bir de o tarafı var ve ben onu bilmiyorum; bir erkek, emziren bir kadın memesine baktığında ne görür? Rahatsız edici bir şey görüyor olabilir; neredeyse fetişleştirilen o cinsel obje bir veletin karnını doyurmaya yarıyor. Son derece banal bir işlevi var. Kadınların bakışıysa bambaşka. Bir blogda okumuştum. Yazan kadın, genç bir kadının hiç olmadığı bir köye gitmiş. Yaşlı teyzeler bunun emzirdiğini görünce çok heyecanlanmışlar. Çağırmışlar ‘bir daha emzirsene’ diye. Karşısına geçip seyretmişler, bir kısmı ağlamış hatta. Bir yandan da emzirme gençlik, doğurganlık çağrışımları yapıyor; kadınlara kendi aldıkları zevki hatırlatıyor galiba.

F: Çok ilginç. Benim teyzem de ben bebekleri emzirirken özellikle gelip bakıyordu. Üstüm örtülüyse bile açıp bakıyordu, nasıl alıyor diye. O anı görmek istiyordu.

H: Benim de dişçim yapıyor öyle.

F: Güzel bir duygu olduğu kesin. Ben önceden pek hoşlanmazdım emziren kadın görüntüsünden. Ben çocuk doğurursam kimsenin yanında emzirmem derdim.

H: Ben de öyle düşünürdüm.

F: Demek ki ondan önceki ve sonraki beden algısı o kadar farklı. Şimdi benim de hoşuma gidiyor bakmak. Kendi yaşadıklarımı hatırlıyorum, kendi bebeklerimi. Bazen gözümü kapatıp, gözümün önüne getiriyorum. Ebru böyle ellerini de yumruk yapardı, acayip zevk alırdı. Rana da hızlı hızlı, sabırsızca, bir şey kaçıyormuş gibi emerdi.

H: Azade bir eliyle de tutuyor göğsümü, çok hoşuma gidiyor.

F: Ben on dört aylık olduklarında bebekleri emzirmeyi bırakırken iki nedeni vardı. Biri kolay bırakalım diyeydi. Yani iki yaşına kadar emen bir çocuk bıraktıktan sonra da emmek isteyebiliyor, bu gerilimi yaşamak istemedim. İkincisi, hatırlamasınlar istedim. Sanki bebek insana dönüştükten, çocuğa dönüştükten sonra daha çok, sadece haz almak için yapacaktı. O son zamanlarda, emiyor mu oynuyor mu bilmiyorsun. Benimle oynamalarını istemedim ben. Bir an evvel normalleşelim, yeterince içli dışlı olduk diye düşünmüştüm. Aslında normalleşmek tekrar bedenimin kendi tasarrufumda olması sanırım; aldığım zevkle, görmek istediğim şekliyle. Gerçi hiçbir zaman eskisi gibi gözükmüyor ama…

H: Anne olma sürecinde yaşananlar, bütün halinde çok acayip bir şey zaten. Bütün o hamilelik, doğum öncesi ve sonrası. İnsanın beden algısı yerle bir oluyor. Belki kendiliğinden, bir anda emzirmeye başlıyor olsan daha dikkate değer bir şey olurdu. Ama bütün bu hikâyenin içerisinde yaşananlar pek de şaşırtmıyor insanı; içimden insan çıktıktan sonra göğsümden süt gelmiş nedir yani.

F: Değil mi? Ondan aldığım haz cinsellikmiş, kutsalmış, annelikmiş ne önemi var. Her şey o kadar çok ve o kadar çabuk dönüşüyor ki aslında en sıkıntı verici olan, insanların bunların üzerine sürekli bir şeyler söyleyip kontrol mekanizmaları kurmaya çalışmaları. Aslında bedenindeki o değişikliğin toplum da çok farkında. Sürekli oradan umulmayan bir şey çıkmaması için onu hizada tutmaya çalışıyorlar. Ben buna çok direndim baştan itibaren. İşte çocuğa muamelen, giydirmen, emzirmen, emzirme sıklığın, ne giydiğin, nerede emzirdiğin, ne yaptığın hepsi kontrol edilmeye çalışılıyor. Çünkü bariz bir değişim var, bir dönüşüm var, iç devrim var. İşin sonunda tehlikeli bir şey çıkmasın diye, herkes seninle uğraşıyor.

H: Evet, insanın duygu dünyasının, kendini algılayışının değiştiği, toplumsal düzen açısından çok tehlikeli bir süreç. Kadının ‘heeyt’ diyebileceği bir süreç.

F: İşte bir taraftan kutsallaştırmak, bir taraftan cinsellik gibi görüp kontrol altına almak, bir taraftan hiçbir şekilde cinsellik olmadığını varsaymak, hepsi bu tehlikeyi savuşturmaya yarıyor sanki. Kadının emzirmesini de cinsellikle eş görmesek, hatta kesinlikle cinsellik değil desek bile, onu da cinselliği kontrol ettiğimiz gibi kontrol ediyoruz.

 


(1) Haber için; http://www.007b.com/breastfeeding_sexual.php

(2) Sigmund Freud, Cinsellik Üzerine, Payel Yayınları, İstanbul: 2006, s. 90.

Share Button