Etiketler: sayı 5

Kadın Kadına mı, Feminist Feministe mi?

Yasemin Akış

Geçtiğimiz sayıda Nil Mutluer, “Feminizm kimin için?” başlıklı yazısında, feministlerin şimdiye kadar ortaya koydukları mücadeleyle sadece kadınları değil, erkekler dâhil birçok kişiyi etkilediğine ve insanların ortak çalışma için bir araya gelmesiyle feminizmin herkes için olabileceğine değindi. Feminist hareketin önemli bir bölümüne eşlik etmiş olan feminizmin kimler için olabileceği sorusu, ‘erkekler feminist olabilir mi’ gibi sıkça konuştuğumuz, tartıştığımız, sıkıldığımız, sustuğumuz ve yeni bir gündem sonucu tekrar tartışmaya başladığımız bir mevzuya dokunmakta. Bununla birlikte, son yıllarda daha da belirgin olmaya başlayan bir durum olarak üniversitelerin kadın çalışmaları bölümleri ve diğer sosyal bilim alanlarında feminist teori veya toplumsal cinsiyet çalışmaları yapan erkeklerin sayısının, erkeklik çalışmalarının da ortaya çıkmasıyla daha da artmaya başladığını görmekteyiz.
Bazıları erkeklik çalışmalarını erkeklerin ataerkil sistem karşısında psikolojik olarak yaşadıkları ezilmeyi dillendirip kendilerini ‘sistem mağduru’ gösterecekleri ya da en azından kadınların ezilmişliğine karşılık erkeklerin ‘biz de eziliyoruz’ diyerek feminizmin önemini azaltacağı yeni bir alan düşüncesiyle eleştiriyor. Erkeklik üzerine henüz yeterince çalışma olmasa da şimdilik görünür olan durum, erkeklerin cinsiyetler arası eşitsizliğe dair söz söylenen alanlarda daha çok yer almaya başladığı. Bunu sadece akademi içersinden değil, çeşitli medya kanalları ve sivil toplum kuruluşlarından takip etmek de mümkün. Bu duruma ilişkin verilebilecek farklı tepkiler hâlihazırda mevcut. Bunlardan birkaç tanesi; bu alanda çaba harcayan erkekleri ‘istisna’, ‘özel olarak ilgilenmeyi gerektirmeyecek kadar az sayıda’ veya ‘her şeye rağmen erkek’ kabul ederek mevzu üzerine çok fazla konuşmamak. Nitekim buna benzer tutumlar bizim geçmişten bugüne ‘feminizm kimin için’ sorusunu sormayı bırakmamıza yaramadığı gibi, bir takım çalışmaların (erkeklik çalışmaları vb.) geleceğine ilişkin endişe üretmemize de engel olamadı. Ayrıca dünyada ve Türkiye’de eşcinsel hareketin de erkek egemenliğine karşı eleştirel sorgulamaya girmesi ataerkilliği eleştirmenin daha fazla insan grubu için bir ihtiyaç olduğunu bizlere gösteriyor. Bu sebeple gelişmelere karşı göstereceğimiz tepkinin, ataerkil sisteme ve birçok baskı biçiminin yeniden üreticisi olan kapitalizme karşı verilen mücadelenin sınırlarını genişletmesi ve mücadelede bizi farklı bir yere taşıyacak yeni sorular üretmesi gerekiyor.
Peki, ataerkil sisteme veya erkek egemen yapıya karşı genişleteceğimiz mücadeleden bahsederken yenileyeceğimiz şey sadece sorularımız mı olacak yoksa bu soruları yönelteceğimiz kişilerin alanını da genişletecek miyiz? Başka bir ifadeyle, feminist kadınların bir araya gelerek oluşturduğu alanların kaybolmaması veya bozulmaması için yeni gruplarla oluşabilecek karma çalışmalara karşı mesafe koyacak mıyız? Feminist alanda söz söylemek isteyenlerle oluşacak ortak diyalogun hangi biçimde kurulacağını belirleyecek olanlar yine feminist kadınların kendileri olabilir. Bu sebeple kadınların geçmişte (özellikle sol örgütlenmeler içinde erkeklerle) yaşadığı olumsuz deneyimlere rağmen başka gruplarla şimdi ve gelecekte oluşabilecek yeni, ortak eylemlere kapılarını kapatmaması lâzım. Bunu savunmak elbetteki erkeklerin büyük oranda değiştiği ve kadın örgütlerinin topyekûn karma olması gerektiği gibi bir anlayışa götürmemeli. Özellikle son yıllarda gelişim gösteren erkeklik çalışmalarıyla, erkeklerin ve erkekliklerin tek tip olmadığını daha iyi biliyoruz. Bu sebeple gelecek kazanımlara, tehlikelere veya taleplere karşı hazırlıklı olmak için feminist duruşu tazelemenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Share Button