İsrail Usulu Boşanma: Doğru Koca, İkiyüzlü Toplum

bosanma

Arzu Lermioğlu

İsrail Usulü Boşanma adıyla, 34. İstanbul Film Festivali’nde gösterime giren film, başından sonuna dek bir mahkeme odasında geçiyor neredeyse. Neredeyse diyorum çünkü arada bir görünen diğer tek mekân, mahkemenin bekleme salonu. Elkabetz kardeşlerin yazıp yönettiği, Ronit Elkabetz’in aynı zamanda başrolde Vivianne karakterini canlandırdığı filmin konusu, İsrail (şeriat) yasaları uyarınca görülen sıradan (ama sıradanlığı tartışan) bir boşanma davası. Viviane Amsalem, on beş yaşında evlendirildiği Elisha Amselem’den boşanmak ister. Fakat, buna ancak yıllar sonra cesaret gösterir.

Halihazırda İsrail yasaları kadının talebiyle boşanmaya izin verse de görülen o ki, bu öyle pek de kolay olmuyor. Evvela kadının, kocasının kendisine karşı fiziksel ya da ruhsal olarak zarar verdiğini şahitlerle kanıtlaması gerekiyor.

Nihayet mahkeme, boşanmayı, erkeğin (tıpkı Sünni İslam uygulamalarındakine benzer biçimdeki, talak-ı selase mantığıyla) boşanmayı onaylayacak sözleriyle ve tabii yine mahkeme önünde hazırlanıp sunulan, ‘gett’ adı verilen bir belge ile sonuçlandırabiliyor. Yani her şekilde erkeğin rızasına dayalı bir iş görme usulü var, ortada.

Amsalem çifti, üç yıl boyunca boşanamıyor. Mahkeme, ilgi çekici diyaloglarla sürüp giderken, bezdirici bir şekilde her defasında sonuca yaklaşmadan ertelenip duruyor. Bu esnada, Vivianne’nin çoğunlukla sessiz konuşkanlığı, sıkıntılı, kaygılı, kimi yerde depresif jestleri o kadar iyi yansıtılıyor ki seyirciye, onun boşanma (özgürleşme) davasına sahip çıkar halde buluyorsunuz kendinizi bir anda. Bir yay gibi geriliyor, sonunda nöbetlerle gelen gülme krizlerine eşlik ediyorsunuz salonun ortasında. (Sinirden gülmek)

Öte taraftan davalı Elisha Amsalem (koca) ise fazlasıyla inatçı ve ketum bir adam. Cemaat içinde saygın ve itibarlı biri olarak gösteriliyorsa da, bu geçimsiz karakterinin, pek açıkça belirtmeseler de cemaat de farkındadır. “Ama iyi bir adamdır Elisha yine de, neden iyi de bir koca olmasın ki, söyleyin neyi eksik?” Birkaç duruşmaya bu inadını sürdürerek katılmaz Elisha, onu mahkemeye zorla getirme çabaları, buna karşın (haham) hakimlerin kadını sürekli evine döndürme çabaları (olayı tatlıya bağlama) ve türlü olumsuzluklar, Vivianne’nin avukatı yardımıyla davasındaki ısrarını sürdürmesine mani olamıyor.

Filmin üzerinde dolandığı, volta attığı asıl soru ise; “dayak yemediği, çocuklarının ve kendisinin geçimini sağladığı, ona toplum nazarında hatırı sayılır özgürlükler sunduğu halde, bir kadın kocasını ne diye boşamak istesin ki?” sorusudur. Vivianne’nin ise bu soruya verdiği basit ama haklı cevap, bir türlü anlaşılmaz, daha doğrusu anlaşılmak istenmez. Çünkü toplum, ‘doğru koca’ dolayısıyla ‘doğru evlilik’ tanımını çoktan yapmıştır bile. Bunun kurcalanması, eşelenmesi kime ve neye yarardı ki? Birçok kadın da buna zaten çoktan inanmışken hele… Böylesi, aile huzurunu bozacak sorgulamalardan kendilerini sakınmayı, salık vermemişler miydi kuşaklar boyunca, nesillerine? İşte bu diğer, ‘uyum sağlamış kadınlar’ topluluğu, Vivanne’i artık anlamaz olurlar işin vardığı noktada; onlarca, hiç bir neden yokken yuvasını yıkmaktadır, Vivianne. Boş yere. Tıpkı Vivianne’nin mahkemede davaya şahitlik eden komşusu Donna gibi düşünürler. Kocasının sözünden çıkmayan, korkuyla kapıldığı bağlılığın ona duyduğu saygıdan ileri geldiğini zanneden, Vivianne’nin cesaret gösterdiği sorulara kendini çoktan kapatmış bir kadın temsili olarak, boşanmanın karşısında durur Donna Aboukassis, filmde.

Vivianne’nin basitçe ve açıkca sunduğu gerekçe, rızasızca gerçekleştirdi evliliği boyunca yine de mutlu olma isteğiyle yürüttüğü çabalarına rağmen, bir türlü yanıt alamadığı kocası Elisha için, evliliği için, artık daha fazla çabalayamayacağını farketmesiyle oluşur: Vivianne, Elisha’yı sevmiyordu ve sevemeyecekti de.

Toplumsal yapı dediğimiz şey’in, malum en biricik bileşeni olan ‘aile kurumu’nda işler, üç aşağa beş yukarı hep böyle galiba; İsrail ya da Türkiye, neredeyse farketmiyor. Hikâyeler hep aynı. Kadının, bu benzer hikayelerdeki yeri de yine nispi benzerlikte seyrediyor. Birbirini hiç sevmemiş ya da sevmeyi bırakmış karı-kocaların kimi sebeplerle sürdürdüğü evlilikler, bu evliliklerin ‘etkilenmiş’ çocukları. Sevgisiz ama neyse ki “saygı” dolu yuvalar. Elbet, fedekarca saygı daha çok kadından bekleniyor, zira ailenin babası’na hürmet gösterilmelidir. O’nun güven veren gölgesi eksik bırakılmamalıdır yuvadan, son raddeye kadar.

Eh, buna da şükür diyebilirsiniz pek tabii, fiziksel şiddetin, geçimsizliklerin üstüne karabasan gibi çöreklendiği diğer dramatik, kanlı örnekleri sıralayıp da. Yine de bir kenarda bekletilen bu çıkar cevap, ikiyüzlülükten sıyrılmamızı pek de kolaylaştırmıyor. Şiddetli geçimsizliklerin çiftlerin birbirine uyguladıkları iki türden şiddeti, hem psikolojik hem de fiziksel açıdan tanımladığını es geçiyor olabilir miyiz? Psikolojik şiddet kanıtı için, kolaydan adli tıptan alınacak bir darp raporu alma olasılığı yok ne de olsa. Filmdeki gibi, dört duvar arasında yaşananları, evin dışından, meseleyi şahitsiz şahitlerle kanıtlama yoluna gitme gibi tuhaf bir yol seçilmediyse eğer. İşin kolayı, görünürde yara bere yoksa, işler tıkırındadır hep. Öyle mi? Değil tabii! Emimiz ki birçok kadın, yaşam enerjisini bu sebeplerle erimesine mani olamamakta. Çoğu, benzer düşünceleri aklından bile geçirmekten imtina eder ya da bir şekilde şavuşturur haldeyken hele… Ola ki ailesine, içinde yaşadığı o mühim toplumsal gruba, kocasını (artık) sevmediği için ondan ayrılmak istediğini söylemesi, bunda ısrar etmesi pek kolay bir yol değil, hâlâ. Yani, delilik! Tıpkı filmdeki gibi, Vivianne’nin maruz kaldığı soruların ve uğraşın neredeyse aynılarıyla karşı karşıyalardır, çünkü. Yuvasını nedensiz yere yıkan kadın figürü, gözün önüne düşer tam o anda. Gözden de düşer aynı anda, çok gecikmeden.

Film, ayrılık hikayelerine ‘hep geçiştirilmiş’ bir yerinden baktığı için ilgiyi hakediyor. Ortadoğulu kadınların cebelleştiği geleneksel miras ile ilgili kayda değer notlar taşıyor. Sadece kadın değil; erkek, aile, çocukların yetiştiği ortam, yani pek çok şey aynı anda düşünülmeli diyor film, aynı sahnede.

Filmi festival süresince izlemek için hâlâ şansınız var, son iki gösterimiyle. Olmadı, muhakkak bir yolunu bulup izleyin derim. Açıkcası ben, Ronit Elkabetz’i izlemeye doyamadım. Etkileyici bir oyunculuk. O saatten beri hayranıyımdır artık.

Pekii, sonunda boşanıyorlar mı?

İyi seyirler! (;

http://film.iksv.org/tr/film/3049

http://youtu.be/Bd1bXZ7HL60

http://www.imdb.com/title/tt3062880/

Share Button