Bugünün Feminist Politikası

Hülya Osmanağaoğlu

Dünyada yaklaşık kırk yıl önce, Türkiye’de ise henüz yirmi yıl önce, feminist hareketin gündeme soktuğu toplumsal cinsiyet kavramı, bu gün artık bütün uluslararası kuruluşların belgelerinin hatta hükümetlerin programlarının, olmazsa olmazı haline geldi. Herkes toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele ediyor! Feminizmin kadınları kurtarma hedefi gölgelenirken, kadınlarla erkekleri eşitlemenin akademik/belirsiz ifadesi “toplumsal cinsiyet eşitliğinin” yıldızı parlatılıyor. Kadınların kurtuluşu için mücadelenin yerini, toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele almaya başladı. Kadınları güçlendirmek, kadın istihdamını arttırmak, eşitlik politikaları bu kavramın alt başlıklarını oluşturmakta (Pekin+5, 2001; AT Kadın Erkek Eşitliği…2002). Kavramların maddi koşullardan bağımsız anlamlar taşıması mümkün değilse, kadınlar bağlamında ortaya çıkan bu başlıkların da dünyanın ve Türkiye’nin mevcut ekonomik ve siyasal koşullardan bağımsız değerlendirilmesi mümkün değil, kuşkusuz. Bugün dünyada toplumsal, siyasal ve ekonomik koşulları belirleyen temel olgu küreselleşme kavramı çerçevesinde ifade ediliyor. Sermayenin küresel ölçekte hareket ettiği, metaların küresel olarak pazarlandığı, kültürün küresel hegemonyanın aracı haline gelen bir ihraç malına dönüştüğü dünyada, kadınların mevcut konumunu değiştirmenin de, küreselleşme olgusunu dikkate almadan tartışılması mümkün değil.

…sermayenin küreselleşmesi üretimin temel girdisi olan emeğin nitelikli ama fiyatının düşük; kaynakların bol, sermayenin hiçbir engellenme karşılaşmadan kullanımına açık ve ulaşılabilir olmasına… Başka bir deyişle devletin ekonomik yaşama müdahale etmemesine bağlıdır. …devletin ekonomiden elini çekmesi kadınların güvence altındaki bir çok hakkının da korumasız kalması anlamına gelmektedir. (Minibaş, 2005)

Türkiye’de de kadınların istihdamı başlığı altında kendini gösteren bu süreçte, kadınların üretim sürecine katılmalarının toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesinde en önemli adım olduğunu vurgulanmakta. Kadınların ücretli emek gücüne katılımlarının hangi koşullarda gerçekleştiği ise çoktan tartışma dışı kalmış görünüyor. Kuşkusuz nitelikli emek gücü açısından koşullar olumlu. Eğitimli, nitelikli, yönetici olmaya aday konumdaki kadınlar açısından yeni çalışma olanaklarının ve iş alanlarının ortaya çıktığı bir gerçek (Minibaş 2005). Ancak küçük bir azınlık dışında küreselleşme ile birlikte esnek, güvencesiz, düşük ücretli işlerde çalışması istenen kadınların, evdeki iş yükünü azaltmak söz konusu dahi değil. Küreselleşme, kadınların evdeki iş yükünü azaltacak miktarda gelir elde edememelerinin yanı sıra işverenlerin mevcut sınırlı sorumluluklarından bile kurtulmalarını sağlayan düzenlemeleri mümkün kılıyor. Esnek üretimin bir parçası olarak, ya “merdiven altı atölyeler” diye adlandırılan fason işletmelerde ya da evde parça başı iş yaparak sigortasız ve güvencesiz çalıştırılan kadınların emeği, üretim maliyetlerini düşürerek sermayenin kâr oranlarının yükselmesini sağlamakta. Kadınlara sunulan seçenek, ya tümüyle evdeki erkeğe bağımlılık, yoksulluk, ya da ev işlerinin yükünün yanı sıra ücretli emek gücüne katılarak kadın oldukları için daha fazla sömürülmek. Bu süreçte AB’nin toplumsal cinsiyet politikaları bağlamında kadın istihdamının artmasının önemi sık sık tekrarlanırken somut olarak kadınlara ne getireceği belirsiz bırakılıyor. Avrupa İstihdam Stratejisi, mevcuttan daha esnek emek piyasası, işçi haklarının sınırlandırılması, bu bağlamda esnek istihdam sözleşmeleri ve part-time çalışma koşulları aracılığıyla kadın istihdamının arttırılmasını hedefliyor (Rubery, 2005:7). Türkiye’de bu yönelimin en somut ifadesi TİSK’in 2006 yılında düzenlediği “Kadın İstihdamı Zirvesinin ” sonuç bildirgesinde ortaya çıktı:

-İşyerleri bakımından teşvik edici yöntemler hayata geçirilmelidir. Örneğin, ilk kez işe girecek kadınların çalıştırılması halinde SSK işveren primlerinin bir bölümünün devletçe karşılanması gibi…
– AB ülkelerinin, kadınların iş ve aile hayatlarını dengelemesi nedeniyle tercih edip yararlandığı güvenceli esneklik yöntemleri yaygınlaştırılmalıdır. Çalışma mevzuatımız bu gözle geliştirilmeli, sosyal güvenlik sistemi de adapte edilmelidir.
– Özel istihdam büroları, yapılacak yasa değişikliği ile AB ülkelerindeki gibi geçici istihdam sağlama fonksiyonuna kavuşturulmalıdır.

Hedef, kadınların kazanımlarının budanması, kreş hakkının, gece çalışmaya ve fazla mesaiye getirilen sınırlandırmaların kalkması, kadınların ücretli emek gücüne katılımını erkeklerden daha kötü koşullarda çalışmalarını sağlayarak mümkün kılmak. Sendikaların güçsüzlüğü ve erkek egemenliği ise sermayenin bu yönelimini cesaretlendiriyor. Sendikalar kısa vadeli ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla uzun vadede tüm sınıfı içerebilecek politika üretme olanaklarını dışlıyor ve cinsiyet körü politikalar üretiyorlar (Brenner, 1998).

Mevcut koşullara bakıldığında kadınların nasıl kurtulacağı sorusuna hala sistem dışı bir feminizmin içinden bakarak cevap aramak zorunlu görünüyor. Feminist’in 1987, Kaktüs’ün 1988 yılında yaptığı kuramsal tespitler hala geçerliliğini koruyor:

…Kadınlar tarih boyunca bir cins olarak ikinci sırada yer almanın yanı sıra, kapitalizmde artı değer üretim mekanizmalarına her girişte sömürüye de maruz kalıyorlar. (Feminist Sayı 1)

…Kadının emeğinin ürünlerine evde koca, işyerinde kapitalist tarafından el konuyor. Kadınları erkekler eziyor, kapitalistler sömürüyor. (Kaktüs Sayı 1)

Hiç kuşku yok ki, 2002 yılında yürürlüğe giren yeni Medeni Yasa ile uygulamaya konulan evlilikteki yeni mal paylaşımı rejimi kadınlar için tüm eksiklerine rağmen çok önemli bir kazanım oldu. Ancak 2006 yılında yürürlüğe giren yeni Sosyal Güvenlik Yasasının ücretli kadın emek gücünün önüne çıkardığı engeller, Yeni Medeni Yasa’nın sağladığı olanakları kadınlar için kullanılmaz hale getirecektir. Kadınlar için emekliliği neredeyse imkansız kılan, babadan kazanılan sosyal güvenceyi sınırlandıran düzenlemeler kadınları bir ömür boyu evdeki kocaya bağımlı kılacak. Bu anlamıyla özel alanda kadınları koruyan yasal düzenlemeler, kadınların kamusal alanda sermaye karşısındaki konumları güvenceye alınmadığı sürece kullanılamaz kağıt üzerindeki haklar haline geliyor.

Bugün sermayenin küreselleşme adı altında ücretli emek gücüne karşı başlattığı yeni saldırıya, anti-kapitalist bir ideolojik temelde, karşı çıkan kesim hiç kuşku yok ki sosyalist hareket. 1990’lardan itibaren feminist hareketin yarattığı etkiyle birlikte kapitalizmin kadınlar üzerindeki etkilerinin farkını görerek politika üretmeye çalışan sosyalist hareketin farklı bölüntülerinin neredeyse hepsi, kendi içinde şu veya bu biçimde bağımlı kadın örgütlenmeleri oluşturdular. Sosyalistlerin bu kadın örgütlenmeleri kadın kurtuluş mücadelesi bağlamında somut bir ayrımı ortaya çıkardı: Kadın Hareketi- Feminist Hareket. Kadınların kamusal alanda yaşadığı ayrımcılık/ezilmişlik/sömürüye karşı politika yapan bu bağımlı – mutlaka ideolojik, politik ve/veya örgütsel- örgütlenmeler gündemleri itibarıyla çoğu kez feminist hareketle de yan yana gelebiliyor. Bu durumun mevcut kadın kurtuluş mücadelesine yansıması ise, kamusal alanla özel alanın bağını kopartan politikaların feminist hareketin kısık sesini iyice duyulmaz kılmak ve kadın ezilmişliğini aşındıracak ideolojik mücadelenin önünü kesmek. Kadın hareketi tüm iyi niyetine rağmen feminist ideolojiyi bulanıklaştırırken feminizmin en temel varsayımını unutturma tehlikesini barındırıyor,

…Ev içi iş bölümünü sorgulamazsak kazanacağımız haklar olsa olsa bizim kamu alanında erkeklerle rekabete girmemize verilen bir onay anlamına gelir…(Kaktüs 1988, Sayı 1)

Aslında egemen –sermaye, devlet- söylemde kısmen içi boşalarak meşrulaşan toplumsal cinsiyet eşitliği hedefinin ideolojik hegemonyası, en karşıtlarının ideolojik kurgusunda bile kendine yer bulabiliyor. Sosyalist hareket, özel alanla kamusal alanın bağını kopartarak, kadın kurtuluş mücadelesinin “erkeklere ve erkek egemenliğine” karşı verilmesi gerektiği fikrinden “erkekler” kısmını dışlayarak, kadınların kurtulabileceği yanılsamasına devam ediyor. 1990’lardan sonra toplumsal muhalefetin sınıf ekseninden uzaklaştıkça meşrulaşması gibi, feminizm de özel alandan uzaklaştıkça meşrulaşıyor, ancak radikalliğini de yitiriyor. Bu ise evdeki koca dayağı, çocuk bakımı ya da ütü yapmanın sıkıcılığıyla, ev dışında çalışırken aynı işi yapan erkekten daha az ücret almak arasındaki bağlantının görünmez hale gelmesi anlamına geliyor.

Artık ne dünyada ne de Türkiye’de eylemleri ve etkinliğiyle milyonlarca kadını hayatlarını değiştirmeye yöneltecek bir feminist hareket söz konusu. Kadınların formel eşitliği için mücadele eden kurumlardan, sendikalardaki kadın komisyonlarına, sosyalistlerin yan örgütlerinden devlet veya sermayeden aldıkları fonlarla uzmanlık alanlarında faaliyet gösteren kadın kuruluşlarına değin çok sayıda kadın örgütlenmesini içinde barındıran bir Kadın Hareketi mevcut (Epstein 2002). Bu çok parçalı kadın hareketinin öne çıkan eğilimi, ağırlıklı olarak sermaye eleştirisinden uzaklaşmış, kadın ezilmişliğinin kapitalizmle bağlantısını görmezden gelen sivil toplumculuğu, sistemi reforme etmeyi öne çıkaran bir politik hatta sahip. Küreselleşmenin jargonuna sıkışarak üretilmeye çalışılan kadın politikaları, erkeklerle “eşitlenmek” adına gece vardiyalarında kadınların çalışmasının önündeki engellerin kaldırılmasını gündeme alabiliyor (Kümbetoğlu-Çağa 2000:65). Feminist ideolojinin/politikanın sesini yeniden nasıl yükselteceği sorunu da bu bağlamda ortaya çıkıyor. Bugünün ihtiyacı özel alan- kamusal alan bağlantısını asla koparmadan, ancak özel alandaki reel değişimlerin de ancak kamusal alandaki kazanımlarla gerçekleşebileceği öngören bir patriarka ve kapitalizm eleştirisi yapan sosyalist feminizmin “çoğalmasıdır”. Bu ise geçmişten bugüne akan bir soruyu acil olarak cevaplandırma ihtiyacını öne çıkarıyor: Örgütlenmek ama kiminle ve nasıl? Nasıl sorusuna verilen cevapları feminist hareketin dünya ve Türkiye’deki mücadele tarihinin sayfalarında bulmak mümkün: Hiyerarşisiz ve katılımcı. Etnik, sınıfsal farklılıkları dikkate alan küresel ölçekte etkileşimi öngören bir politik temelde örgütlenmek kuşkusuz (Acker 2001). Kiminle sorusunun ise aynı açıklıkta cevaplandırıldığını söylemek mümkün değil. Ancak kadın ezilmişliğinin bugün aldığı biçimler, öncelikle ücretli emek gücü içinde yer alan kadınların bir araya gelmesinin mevcut gidişata dur demeyi olanaklı kılacağını gösteriyor. Evdeki işlerin hala kadınların sırtında olduğunu unutmak mümkün değilse, ev içindeki iş yükünün her iki sorumlusuna, erkeklere ve sermayeye karşı mücadeleyi aynı anda yürütme gerekliliğini göz ardı etmemek lazım. İster kadın istihdamını, ister ücretli emek gücüne katılımı arttırmak densin, çalışma saatlerini azaltarak işsizliğe çözüm aramak, sadece çalışan kadın sayısına değil toplam çalışan sayısına göre kreş, erkeğe ve kadına doğum izni, istemek gibi 20. yüzyılla birlikte unutulmuş görünen kimi talepleri, küreselleşmenin günümüzdeki tartışılmaz görünen hegemonik söylemine rağmen, yeniden gündeme alma zamanıdır.

 

Kaynaklar

  • Acker, Joan: “Different Strategies are Necessary Now”, Monthly Review, Ekim 2001, (Çevrimiçi) http// www.monthlyreview.org
  • Brenner, Johanna: “On Gender and Class in US Labor History”, Monthly Review, Ekim 1998, (Çevrimiçi) http// www.monthlyreview.org
  • Epstein, Barbara “Feminist Conciousness After The Women’s Movement”, Monthly Review, Eylül 2002, (Çevrimiçi) http// www.monthlyreview.org
  • Kümbetoğlu, Belkıs “Çalışan Kadınlar ve Küreselleşme”, Görüş, Eylül 2000,
    Çağa, Nilgün sf 56-65
  • Minibaş Türkel: “Eknomik Kalkınma ve Kadın İstihadamı”, 4. Uluslararası Kadın Yöneticiler Forumu, 2005, (Çevrimiçi) http// www.turkelminibas.net
  • Rubery, Jill: “Reflections on Gender Mainstreaming: An Example of Feminist Economics in Action”, Feminist Economics, Routledge, Pheledelphia, 2005, Volume 11 No 5, sf 1-27
  • Biz Sosyalist Feministiz, Kaktüs, 1988, Sayı 1, sf 7-16
  • Feminizmin Adı, Feminist, 1987, Sayı 1, sf 4-7
  • -Avrupa Topluluğunun Çalışma Yaşamında Kadın Erkek Eşitliğine Dair Düzenlemeleri ve Türkiye, T.C. Başbakanlık KSSGM, Ankara, 2002
  • -Pekin +5: Birleşmiş Milletler’de Kadının İnsan Hakları ve Türkiye’nin Taahhütleri, KİHP Yeni Çözümler Vakfı Yay., İstanbul, 2001
  • TİSK, Kadın İstihdamı Zirvesi Sonuç Bildirgesi, İstanbul, 2006, (Çevrimiçi) http//www.tisk.org.tr
Share Button