Sus! Susunca Sen Sıra Bize Gelecek!

kcdpözgecan

Arzu Çur

Özgecan’ın katlinden sonra Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu’nun çağrısıyla 14 Şubat Cumartesi akşamı bir miting düzenlendi Kadıköy’de. Boğanın orada buluşulacaktı, bir saat erken ulaştım. Çarşı grubu büyük bir pankartla oradaydı. “Yeter ulan vahşiler” yazan pankartın çevresinde hatırı sayılır bir kalabalık vardı. Başıma bir şey gelsin, gelmesin mevzuya hemen giriyorum: Kalabalığın çoğunluğunu erkekler oluşturuyordu. En azından pankartın etrafında toplananların. Kadınlarsa benim gibi daha çok arka taraftaydı, çoğu çağrıyı duyup tek başına gelmişti; bir tanıdık var mı diye etrafa bakınıyorlardı. Erkekler, örgütlü ve ne yapacağını bilen cenaze sahipleri; kadınlar, tanımadıkları birinin cenazesine gelmiş de ne yapacağını bilmez yabancılar gibi bekleşiyorlardı.

Bir yakınımın cenazesinde arka saflara itilmiş, acımı seslendirme hakkım gasp edilmiş gibi hissettim.

Sonra çağrı yapan feminist grup geldi: “Erkek arkadaşlara sesleniyoruz, teşekkür ederiz duyarlılığınız için ama bu bir kadın eylemidir. Dahası Özgecan erkekler tarafından öldürülmüş bir kadındır. Lütfen arka tarafta kalın. Sesimizi bastırmayın.”

Haydi bakalım, başladık. Sırf erkeklerden değil, kadınlardan da gelen yoğun “Cinsiyetçilik yapmayın. Burada hepimiz beraberiz.” sesleri… Megafonu eline alan kadın arkadaş benzer durumlardan şerbetliydi itirazlara, slogana başladı. Ben de zaten o tarafa sızmıştım, bağırdık. Çarşı pankartını açanlar durumu anladılar, arkalara geçtiler. Ama bitti mi? Bitmedi.

Yürüyüş rıhtıma doğru ilerlerken erkeklerle köşe kapmaca oynadık. Yürüyüşün ana kolundan ayrılıp tramvay yolundan koşa koşa kaç defa önlere, kadınların yanına gitmeye çalıştığımı mı anlatayım, “Yaşasın kadın dayanışması!” sloganına bağırarak eşlik ederek kadınların sesine ses verdiğini zanneden, oysa kadınların sesinin duyulmasını engellediğini hiç mi hiç fark etmeyen erkek arkadaşları mı? “Erkekler eve çocuk bakmaya!” diye bağırdığımızda erkeklerin yüzlerinde oluşan gülümsemeye, erkeklerin alkışlarına ne demeli? “Arkadaşım sana söylüyoruz. Evine git, çocuğuna bak; eşin, sevgilin, arkadaşın, annen filan gelsin buraya!” diye de slogan atılmıyor ki. Makamı nereden ayarlayacaksın? Zaten topluca bağırmak için epeyce bir çaba gösteriyoruz. Zor.

Meydandaki oturma eylemi sırasında basın açıklaması okunmaya çalışılıyor. Ama “Faşizme karşı omuz omuza!” sloganlarından tek bir sözü duyulmuyor kadın arkadaşın. Ses yükseltici cihaz zaten sorunlu. Bu sefer kadınlar başlıyor yine “Erkekler dışarı!” demeye. Onca kadının bağırmasına rağmen kız arkadaşının elini bırakmayı inatla reddedip, bizimle oturan genç bir erkek var. Rica ediliyor, duymazdan geliyor. Sesini de çıkarmıyor. Oturuyor. “Ya bir şey demeyelim, bunca inat ettiğine göre belki de trans kadın falandır.” diyor yanımdaki kadınlar. Aslına bakarsanız onun bu sessiz inadından bir parça gurur duyuyoruz. Çoğunluk içinde azınlık olmayı biz bilmeyeceğiz de kim bilecek?

Sonra tekrar ayağa kalkılıyor ve Kadıköy’ün ara sokaklarına dalıyoruz. Asıl curcuna orada kopuyor. Çünkü o yollar dar, biz oturma eylemi yaparken arkadan gelen erkekler bize yetişmiş, durum artık komediye dönüşüyor. Kadınlar erkeklerden kaçıyor, erkekler de hevesle slogan atarak kadınları kovalıyor. Ve bütün bunlar kadına karşı şiddete son dediğimiz bir eylemde oluyor. “Muhitimize geldik bırakın artık peşimizi.” desek anlarlar mı durumu diye düşünüyorum. Emin değilim. Sonunda kadınlar susuyor, erkekler bağırıyor. Tamam arkadaşım, pes. Buyurun bağırın. Sonuna kadar dayanışın bizimle. Aferin.

Özgecan eylemlerinin arkasından o kadar saçma sapan ve iğrenç mevzu dönerken bir kadın eylemini sahiplenip gelen erkeklere saydırdığımı düşünüyor musunuz? Bu yazıyı yazarken ben de düşündüm, hep düşündüm. Haksızlık etmemeye çalışarak düşündüm. Bu yazıyı da bu yüzden yazdım. Çünkü diğerlerine sözüm ne olabilir? Yaşımdan girip, giydiğim şeylerden çıkacaklardır. Bir kadını aşağılamanın binbir türlü halini biliyor onlar. Ağzımı açmamam gerektiğini düşünüyorlar zaten. O yüzden, o eylemdeki erkeklere soruyorum; çünkü yoldaşlarım onlar benim. Siz ağzımı açmam gerektiğini sahiden düşünüyor musunuz? Eğer düşünüyorsanız lütfen kadın eylemlerinde susun. Desteğiniz başımız gözümüz üzerine, sağ olun. Ama sizin sesiniz o kadar yükselince bizim sesimiz duyulmuyor ki.

Kadın eylemleri erkeklerin organize ettiği eylemler kadar disiplinli değildir; kendiliğinden gelişir her şey. Çağrı yayılır, gelebilen gelir. Disiplin zaten katımızda pek muteber değildir. Disiplin itaati de simgeler ve itaat etrafında çevrelenen her eylem liderler doğurur. Bizim liderlerle de sorunumuz vardır. Kim daha çok bağıracak diye yarışmayız mesela. Kim önde yürüyecek, pankartı kim taşıyacak… Onun yerine tek başına bir kadın bir slogana başladığında arkasından mutlaka beş on kadın onu tekrarlar. Kolu yorulan elindeki dövizi diğer kadına verir. Bizim gücümüz birbirimize güvenmekten, dayanışmaktan başka bir şeyde yatmıyor velhasıl. Hal böyle olunca kadın eylemlerine gelen erkeklerin orduda, maçlarda, alanlarda öğrenilmiş, uygulanmış disiplin pratiği bizi ezip geçiyor. Biz, disipline edilmemek, “erk”lerden kurtulmak için de savaş verirken sırf sizinle yarışacağız diye eylem disiplinini mi tartışalım, ne yapalım?

İşi gücü bırakmış, duyarlılık göstermiş, kalkmış bir kadın cinayetine karşı yapılan eyleme destek olmaya gelmişsiniz. Bizim sizin bu güzel niyetinizle ne derdimiz olabilir allah aşkına? Niyetinizle elbette derdimiz yok; niyetinizi eyleme geçirmedeki tavrınızla derdimiz var. Belki siz bunun farkında değilsinizdir diye söylüyorum: Sesimizi bastırmaya çalışmanız da bir tür erkek şiddetidir. Gelmeyin demiyoruz, en azından ben kendi payıma gelmeyin demiyorum. Gelin. Ama susun. Ön safları bize bırakmaya gayret edin. Cenaze namazı kılmıyoruz, isyan ediyoruz. Hoş, böyle bir durumda cenaze namazımızı erkeklerin kılmasını bile istemiyoruz. Buna saygı göstermeyi size hatırlatmak zorunda neden kalalım? İyi niyetiniz için sizinle neden kavga kapış uğraşmak zorunda kalalım? Neden bir yandan bunu yaptığımıza utanıp bir yandan da “Erkekler dışarı!” diye bağırmak zorunda kalalım?

Aslında hepimiz, kimsenin bas bas bağırmak zorunda kalmayacağı bir dünya için bağırıyoruz. Sahiden kadınlara karşı şiddetin son bulmasını istiyorsanız bizim sesimizin duyulmasına izin verin. Sizinkinden daha ince ve slogan atmaya sizinki kadar uygun olmayan sesimiz bir yer bulsun dünyada. Dünyada kapladığınız yer çok büyük. Bizse her adımımız için diş tırnak mücadele ediyoruz. Yanımızdaysanız bize yer açın. O yeri bulduğumuzda, kimse bağırmayacak ve ancak o zaman beraber şarkı söyleyebileceğiz.

 

Share Button