Saklama Kabı

aycaorer_yazi01

Ayça Örer

Cam mı, plastik mi? Annesine göre cam, teyzesine göre plastik.

Oysa o neredeyse altı yıldır, “tapır” kapların esiri. Su şişesi, soğan saklama kabı, peynir saklama kabı, ekmek saklama kabı, zeytin saklama kabı, turşuları suyunda saklama kabı, şerbet kabı, kurabiye kabı, isterse el işlerini de koyabileceği ama daha ziyade sandviçlerini koyduğu beslenme kabı, çöpleri toplama kabı, çöpleri atma kabı, salataları kurutma kabı, salataları süzme kabı, salataları bozmadan saklayan sera kabı.

Ekmek tahtası, silikon pişirme tepsisi, ayran yapma aparatı, el rondosu, erzak kutusu. Bunlardan da vazgeçemez.

Buzdolabını açtığındagördüğü irili ufaklı rengârenk kaplarla içine bir huzur doluyor ki, bu huzuru Himalaya eteklerinde otuz yıldır çakraları çalışsın diye bekleyen rahipler bile yakalamamıştır.

Mesela, kapağındaki kilidi sayesinde marulu marul, havucu havuç, tereyi tere gibi saklayabilen kutuyu eline alıp açtığında ona göz kırpan yeşillikler, “Bir de bizi dert etme, bak iyiyiz işte, burası tam bize göre” diyor.

Kadınların ve dünyanın en eski sorunu “Yemekleri saklamazsa ölecek” derdinin çözülmesinden memnun, eve gelip ayakkabılarını fırlatıp, terlikleri ayağına geçirdiğinde her şey kendinden olacakmış emniyeti veren histen ölesiye mesut.

Nazlı, daha önce ona böyle bir bilgiyi vermemiş olan ebeveynlerine öyle öfkeli ki, en son kendini “Bir anne nasıl olur da, evladına tapırlı çeyiz hazırlamaz” diye söylenirken buldu.

Onun saadet zinciri düzenli kavanozlar ve dizi dizi kaplar.

Geçen kabı kapatırken iyice havasını almamış kocasına şöyle seslendi: “İnsanlık her şeyi çözdü, tapır kapatmayı öğrenemeyen erkek sorununu çözemedi.”

Artık Gökhan da tezgâha kadife üzerine altın koyan sadekâr titizliğinde önce kabı yerleştiriyor, sonra kapağı. Pıf sesi çıkana kadar mutfağa hâkim olan sessizlik sesin çıkmasının hemen ardından adeta bir coşkuya dönüyor.

Yemeklerin sesini duyun: “Mutluyuz, güvendeyiz, hiç kimse bizi bozamaz artık hiç kimse.”

Dantelleri sevmeyip, tapırsız yapamayan yeni nesil çiftlerin muhteşem yuvası bu: İşte o an evin saadetinin en önemli tuğlası konmuştur.

En azından akşamdan hazırlanan, küçük kaplardan birinde saklanan yoğurtlu ananaslı yulaf ezmesini yiyen Gökhan’ın fikrince.

Bilmiyor ki, bir kıyamet kopalı çok oldu.

***

Kapıyı açıp evin serinine kavuşan Nazlı’nın içine düştüğü boşluk tarifsiz cinsten. Bir günden bir güne eve gelince onu sarılıp kucaklamayan, bir günden bir güne önüne bir eleştiri koymadan teşekkür etmeyen kocasıyla arasına dağların denizlerin hatta okyanusların girdiğini anladığı an bu olabilir.

Biraz zorladı kendini: Seviyor muyum?

Sofra kurarken ne zamandır tek başına olduğunu anladı sonra. Sofra kurarken, market poşeti taşırken, güneş mobilyaları sarartmasın diye perdeleri çekerken, kül tablalarını boşaltırken, kendini güldürecek bir şey bulurken. O tabakların ya da poşetlerin ya da perdelerin ayakları yoksa onları menzile ancak Nazlı vardırabilir. Gökhan yok, hiç olmadı gibi.

Uzun uzun düşünecek. En son beraber neye güldük, söyle bakalım. Eğer kendisi o kahkahanın elinden tutmadıysa, Gökhan hiç tutmaz. O gülmez. Konuşmaz. Kanepesi dışında bir şey istemez, kanepesi dışında bir şey istememeyi bir külfet saymaz. Her şeyin etrafında öylece olduğunu sanır.

“Bu nedir” diye mırıldanıyor. İçinin korosu cevap verecek: Hayâl kırıklığı.

Kalp kırıklığı var mı dostum? O da yok. Ne trajik.

***

Buzdolabını açtı, tapır kaplarının içindeki peynirlere uzandı eli. O da ne? Peynir kenarı mı nemlenmiş? “Ay” dedi, “tapır bile böyle yapıyorsa, Gökhan ne yapmaz?”

***

Kaplar, o itinalı düzen, asker disiplinli çay bardakları ve simi azaldıkça yerini yenisine terk edip küllüğe dönüşen çay tabakları, yıkılın.

Sizi dizi dizi dizdiği gibi, sıra sıra yıkmayı da bilen ev sahibeniz geldi.

Nazlı yemlerine eğilen serçe misali, küçücük hareketlerle hepsini çıkarıyor yerinden. Kaplar telaşlı: Ne olmaktadır?

Hani bizim maydanozlarımız, hani kişnişli turşular? Nereye gidiyorsunuz?

Bu bir kadının bir evi bırakışının anıdır. Her düzen gibi bu düzene de çomak sokulduğunun, kapların üzerinde yükselen bir ilişkinin, kapların içine pay edildiği an.

O kapların dili olsa, söylerdi: “İyi oldu böylesi. Adamı kesip bizde saklasa daha mı iyiydi?”

O kapların dili yok da susuyor.

Hakikate bakın siz, her şeyi saklayan tapırda ilişki bozuluyor.

 

Share Button