Ramazan Teyzesi

hook

Ayça Örer

İyi saatte olsunlar

-Şişt. Şişt. Hanım kızım.

Hanım kız duymuyor belli ki.

-Kızım. Kızımmmm.

Kızımın son m’si bir balon gibi ahenkle söndü.

Kız duyduğunu “Eşhedü en la…” derken yükselttiği sesle belli etti. Şimdi Nezaket’in içi rahattır.

Nezaket. 54 yaşında. Atikali’de oturur. Doğma büyüme İstanbullu, gelinliğinden beridir Fatihlidir. Elhamdülillah ve elbette müslümandır.


Baş parmağına yüzük takanları uyarmak, camide ayaklarını uzatan yaşıtlarını kınamak, namaza duran kızları namazları bitince “O eteğin boyu azıcık kısa, güzel kızım pantolonla namaz olmaz” diye ikaz etmek gibi zevkleri vardır.
Kocası İsmail ona sıkça “Hanım işgüzarlık yapma” der.

Ama o işgüzarlıkta bir dünya markası.

Şimdi hedefine aldığı Esma. 22 yaşında. Valideatik’te oturur. Ankara’da doğmuş, memur babasının tayiniyle İstanbul’a göçmüştür. İmam Hatiplidir ve ikiletmeden okuyup bütün barajları yıkarak Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde burs kazanmasıyla ailesinin gururudur. Okumak, okuduklarını düşünmek, vakit namazlarını İstanbul camilerinde eda etmek gibi zevkleri vardır. İlk zevki nedeniyle “Başörtülü kadınların okuması beni ilgilendirmiyor, kafanızda o şey oldukça ciddiye alamıyorum” diyenlere, son zevki nedeniyle cami teyzelerine karşı şerbetlidir. Hangi caminin hanımlar kısmı netameli, hangi caminin abdest yerinde erkeklere kıyak geçilmiş, hangisi havadar hangisi boş iyi mi iyi bilir.

Rükuda “Ben ne yaptım da bu kadının oklarına hedef oldum” diye düşünüyor. Hızlı bir gözden geçirme listesi var: Gömleğimin kolları uzun, tuniğim baldırıma kadar, başörtüm sıkı, makyaj yapmadım. Kendi listesine göre bir sorun olmaması lazım ama oldu işte.

Namazın bittiğini gören Nezaket avına atılmaya hazır kımıldandı. Yine sonu uzun bir –m’yle biten bir “Kızım” çekecek:

-Kızımmmm.

Esma yaklaşanın kaçınılmaz olduğunun farkında, “Efendim Teyze?”

-Pantolonla namaz olmaz, benim güzel kızım, etek en iyisi.

Derin bir nefes. Nezaket kancanın saplandığına emin olmak için ekliyor, “O namaz sayılmaz.”

Artık içi huzurla doludur.

Fakat Esma’nın şimşek çakan gözleri öyle demiyor:

“Sen bunu nereden çıkardın teyze?”

Bu beklenmedik mukavemet karşısında boğucu bir öfkeyle dolan Nezaket, “Hocaları dinleyin kızım, böyle kendi başınıza iş yapmayın, nisa nefsi kötüdür” diye atağa geçiyor.

Esma oralı değil, “Teyze ben yeni namaza başlasam ve ancak bu kadarını yapabilsem, şimdi senin bu uyarın yüzünden de namazdan soğusam, bunun vebalini alabilecek misin?” Aslında bu yanıtı vermeden önce düşündü, “Şuna genişçe bir izah yapsam da başka kızları rahatsız etmese?” Fakat Nezaket’in her hali “Ben laftan anlamam, doldur doldur söyle” diyor.
Bu öldürücü darbe karşısında Nezaket gerilemek zorunda. Öyle de yaptı.

“Kızım ben namazın iyi olsun diye dedim.”

Esma çantasını omuzuna son sözüyle beraber takıyor; “Deme Teyze, sen kendi namazını tastamam kıl, başkasınınkine karışma.”

Nezaket caminin loşluğuna karışarak incecik süzülen bu edepsizin bir süre arkasından bakakalacak. Konuşmaya şahitlik etmiş ve içinin yağları belli ki erimiş kızlara öfkeli bir bakış sallayıp tesbihine sarılıyor. Çok uzatmadan eve gitmeli. Ay kayınvalidesi Türkan bekliyor mudur onu kapıda? Olur mu olur, barbunyaları ayıklamadan tezgahta bıraktığı gibi mukabeleye seyirtti.

Eee, sen ne yaptın böyle Esma?

Artık Esma’lar işittikleri azarlar karşısında gözlerinin çukuruna dolmuş yaşlarla ezilmiyor. Devir değişti biliyor musun Nezaket Hanım?

Onun öfkesi caminin avlusuna kavuştuğu gibi yatışıp geçen gün hoşlandığı çocuğun “Şallı kızların tesettürüne inanmıyorum” iletisini hatırlayınca yine dalgalanacak.

“Ne yani benim başörtüm sayılmaz mı?”

Kare başörtüsünü en son İmam Hatip’te taktı ve artık takmak istemiyor. Osman’ın kare başörtüsüyle yaptığı tesettür testini onun bermuda şortuyla karşılaştırınca, aklından bir “Riyakar” geçecek ki, işte müstakbel eşin bütün ihtimallerinin bittiği an da budur.

Ne Nezaket ne Osman bozamaz keyfini Esma’nın. Çivit mavisi şalının eteklerini rüzgara vere vere bir akarsu gibi akıyor yol boyunca. Aklında yarın başlayacağı İspanyolca kursu, içinde içine sinmeyen herşeyle hesaplaşmanın rahatı. Yol azaldıkça

Nezaket’in sesi kulaklarından daha da siliniyor:

“Ama bir etek giyseydin kızım?”

“Allaha ısmarladık” diyor muzipçe, “İspanyolca bu nasıl denirdi” diye düşünerek.

Share Button