Suriyeli Genç Kadınların Gözünden Suriye Devrimi

Hatice Pınar Şenoğuz

Çeviri: Şenay Özden

Rejimin yapmaya çalıştığı şey, Kürtleri ve Arapları ikiye bölmek, birbirinden uzaklaştırmaktı. Biz de Arap öğrenciler olarak özgürlük ve demokrasi adına Kürt Hareketiyle Arap Hareketini bir araya getirmeye çalışıyorduk.

Suriye’de geçtiğimiz Bahar döneminde gelişen halk ayaklanmasına dair deneyimlerini aktarmak üzere birkaç günlüğüne gelen genç Suriyeli kadınlardan biriyle kısa bir görüşme gerçekleştirdik. Rejimin gazabına uğramaması için adını ve fotoğrafını kullanamayacağımız bu kadın aktiviste, gelin ona Arapça’da kadınlar anlamında Niswan diyelim, Suriyeli aktivistlerin el saura (devrim) dediği ayaklanmanın zor sorularını yöneltmedik. Suriye’deki halk hareketlerini ne ölçüde emperyalist güçlerin yönlendirdiği, hareketin siyasal İslamcı ajandası ya da etnik kutuplaşmaya kayması gibi merakları dışarıda bırakıp, ayaklanmanın kadınları ne şekilde dahil ettiğini sormaya çalıştık.

Sorular Suriye’deki halk hareketlerine ilişkin gelinen aşamayı varsaydığı için buna ilişkin bir arka plan sunmak kaçınılmaz. Suriye’de 2011’in Mart ayında Deraa şehrinde okul çağındaki çocukların duvara rejim karşıtı slogan yazdıkları için işkence gördükleri haberiyle protesto gösterileri patlak vermişti. Rejimin protestoları bastırmak için şiddetle karşılık vermesi sonucu başlayan çatışmalarda bugüne kadar çoğu sivil 40 bine yakın insan öldü.

Niswan, başkent Şam’ın merkezinde orta sınıf bir muhit olan Mezze’de yaşıyor. Kimsenin işine gidemediğini ve yiyecek sıkıntısı yaşanmaya başladığını vurguluyor. Zira Şam merkezinde 500 metrede 7 kontrol noktasıyla karşılaşabilirsiniz. Asker geçmenize “o günkü ruh haline göre” izin verebilir ya da vermeyebilir. Her an kapınızı çalıp arama yapabilir. İnsanlar kahvede otururken açılan ateş sonucu vurulabilir. Niswan hiçbir yerin güvenli olmadığını anlatıyor. Öyle ki Mezze’nin ünlü kaktüs tarlaları bile rejimin gadrine uğramış. Adanalıların yazın seyyar tezgahlarda görmeye alışık olduğu o kaktüs meyveleri Mezze’nin gelir kaynağıymış. Halk protestolara katılmaya başlayınca Esad yönetimi tarlalarda isyancı savaşçılar saklanıyor diye önce havan topları ve helikopterlerini, sonra tanklarını göndermiş. Sonunda da kaktüs ağaçlarını sökmek için iş makineleri!

Amargi: Suriye’de ayaklanma başlamadan önce ne yapıyordun diye başlayayım.

Niswan: Devrimden önce üniversiteyi bitirmiştim, arkeoloji okumuştum. Aynı zamanda 2002’den 2009’a kadar üniversitede öğrenci hareketinin içindeydim. 2009 yılında mezun oldum ve çalışıyordum.

Amargi: Öğrenci hareketinin gündemleri neydi peki?

Niswan: Irak’ın işgali ile başladı öğrenci hareketi. Taleplerimiz bir yandan basit taleplerdi. Mesela üniversitenin içine polis girmesin, bizim yaptığımız konferanslarda siyasi konuları özgürce konuşabilelim. 2004 yılında devlet bir kanun değişikliği yaptı; o kanun değişmeden önce devlet üniversite mezunlarına iş garantisi veriyordu. 2004 yılındaki kanun değişikliğiyle devlet o iş garantisini kaldırdı. Bununla birlikte Suriye’deki en büyük öğrenci hareketi başladı. Değişikliğe karşı büyük çapta gösteriler oldu. 2004 yılında Kürt İntifadası başlayınca biz de Arap öğrenciler olarak Kürtlere destek vermek üzere örgütlendik. Bu defa Kürtlerin üzerinde olan baskıya karşı bir öğrenci hareketi gelişti. Birçok arkadaşımız tutuklandı, birçoğu üniversiteden atıldı ve Öğrenci Birliği lağvedildi. Böylece öğrenci hareketini bastırmış oldular.

Amargi: Kürt İntifadasında 2004-2009 arası öğrenci hareketi nasıl bir rol aldı?

Niswan: Bir Suriyeli Arap olarak Kürt İntifadası’ndan ziyade bizim rolümüzün ne olduğunu daha iyi anlatabilirim. Rejimin yapmaya çalıştığı şey, Kürtleri ve Arapları ikiye bölmek, birbirinden uzaklaştırmaktı. Biz de Arap öğrenciler olarak özgürlük ve demokrasi adına Kürt Hareketiyle Arap Hareketini bir araya getirmeye çalışıyorduk. Biz Arap öğrenciler olarak, rejimin kontrolü altında olan Öğrenci Birliği’yle bir anlaşmaya vardık: Kürt öğrencilerin yaptığı protestolarda (okulun dışına çıkmadığı sürece) öğrencilerin üzerine ateş açılmayacaktı. Biz Arap öğrenciler, başlarına bir şey gelirse engel olabilelim diye o sınırda, yani okulun duvarının önünde duruyorduk.

Amargi: O zaman şöyle diyebilir miyiz? Suriye’deki hareketin bundan bir sene önce, diğer Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerindeki hareketlerle, mesela Tunus’ta genç işsiz Buazizi’nin kendini yakmasıyla, Tahrir Meydanı’ndaki eylemlerle, Suriye’de 13-14 yaşındaki çocukların duvara rejim karşıtı slogan yazmalarından ötürü işkence görmesi gibi olaylarla başladığını düşünüyorduk. Ama siz daha önceden de rejim karşıtı hareketin içerisindeydiniz, öyle mi?

Niswan: Bizim rejim karşıtı hareketimiz [öğrenci hareketinden bahsediyor] Beşar Esad’ın başa geçmesiyle, başkanlık yeminini etmesiyle başladı. İlk başta “Suriye demokratikleşecek” gibi birtakım sözler verdi, biz de başta onun verdiği sözleri kendi çıkarımıza kullanmak istedik. Ama sonra o babasının siyasetine geri döndü, babasından hiçbir farkı yoktu. Böylece de öğrenci hareketi başladı.

Amargi: Peki bu 2011 Mart’ından itibaren Suriye’de özellikle o çocukların alınıp işkence görmesiyle oluşan tepkilerle başlayan bir halk ayaklanması geliştiğini biliyoruz. Öğrenci hareketi bu süreçle nasıl bir ilişki kurdu? Siz nasıl ilişkilendiniz?

Niswan: 2002’deki Öğrenci Hareketi 80’lerdeki muhalif hareketler gibi tamamen baskı altına alındı ve genişlemesine çok fırsat bırakılmadan Öğrenci Hareketi boğuldu. Öldürüldü. Çok sert tepkiler gösterildi, öğrenciler okuldan atıldı vs. Dolayısıyla sadece atılanlar için değil, atılmayanlar için de korkuyla sindirme yöntemine başvuruldu. Tabii bu arada pek çok insan da tutuklanmış oldu. Bazıları üç sene, bazıları beş sene hüküm giydi. O yüzden devrimle beraber ortaya çıkan Öğrenci Hareketi, 2002’de başlayan Öğrenci Hareketinden çok farklı. Çünkü 2002’deki Öğrenci Hareketi tamamıyla boğazlandı. Tabii tüm Suriye’de olduğu gibi Öğrenci Hareketi de geçmişteki o muhalif hareketle bağlantı kurmaya çalıştı. Mesela Muhammed Arab diye birisi Öğrenci Hareketi’nden üç yıl hüküm giymişti; şimdi devrimde de tutuklandı. Yani bu şekilde, kişiler üzerinden de bağlantı kurulduğu söylenebilir.

Amargi: Peki sen 2011’de patlak veren halk ayaklanmasını nasıl tarif ediyorsun? Öğrenci Hareketiyle ilgili anlattığın kadarından rejimin sosyal hareketleri baskı altında tuttuğunu görebiliyoruz. Devlet yapısı da keza buna izin vermiyor. 2011 Mart’ında başlayan, o Arap Baharı dedikleri ayaklanmaların parçası olaraktan görebileceğimiz halk hareketi Suriye’de nasıl mümkün olabildi?

Niswan: Mısır ve Tunus’ta devrim olduğu zaman veya Arap Baharı olduğu zaman o Suriye’yi çok etkilemedi. Asıl Libya’da olan daha çok etkiledi. Çünkü rejimlerin baskı derecesi, diktatörlük derecesi bakımından Libya ile Suriye daha çok benzeşiyordu. Bu, Suriye halkı için bir nevi meydan okuma oldu. Buradaki en temel slogan da “Onur” yani “Kerame”ydi: “Onurumuza sahip çıkalım”. Bu şekilde başladı. Tabii Mısır ve Tunus Devrimleri Suriye için çok faydalı oldu. O sivil hareketi örgütleme yöntemleri açısından, gerek protestoların düzenlenmesi gerek sloganları seçilmesi konusunda Mısır ve Tunus Devriminden çok faydalandık.

Amargi: Bütün Arap Baharı ülkelerinde kadınların eylemlerde çok öne çıktığını görüyoruz. Mısır’da çok örneklerini gördük. Suriye’deki durum bu açıdan nasıl, karşılaştırma yapabilir miyiz? Kadınlar hareketin içinde ne kadar yer alıyor?

Niswan: Bence Suriye’de kadınların rolü, Mısır veya Tunus’tan çok daha fazlaydı. Çünkü Suriye’de insanların içinde bulunduğu tehlike daha fazlaydı. Rejimlerin farklılığından bahsettik ya, Mısır’da veya Tunus’ta devletin özgürlükler için bıraktığı alan biraz daha fazlaydı. Suriye’de o alan hiç yoktu; dolayısıyla insanların göze aldıkları tehlike daha büyüktü. Sonuçta kadınların çok daha fazla rol almasına sebep oldu. Şu tür şeyleri kullandık. Mesela kontrol noktasından geçiyoruz, kadının üzerini aramıyorlar ama erkeğin üzerini arıyorlar. Sonuç olarak Doğu toplumu. Biz de bunları kullandık. Bizim üzerimizi aramayacaklarını biliyoruz, o yüzden bir şey geçirilmesi gerekiyorsa kadınlar geçiriyor.

Devrimin ilk başlarında şu rolü de oynadık. Mesela birini tutukluyorlar, kadınlar araya giriyor. Kadınlar “Bırakın, kocamdır, oğlumdur” diyerek pek çok insanın bırakılmasını da sağladı. Devrim sırasında Doğu toplumundaki kadının geleneksel rolünü kullandık. Hatta daha tutucu, daha dindar olan yerlerde bile kadınlar katıldılar. Belki erkeklerle yan yana katılmadılar. Erkekler kendi protestolarını yaptı, kadınlar kendi protestolarını yaptı. Ama kadınlar hep vardı, hep mevcutlardı. Kadınlar devrimden sonra artık o eskiye dönmeyeceklerini söylüyor. O kadın kadına, özel alana durumlarından çıktılar.

Amargi: Kadınların bu gelişen süreçte başka talepleri var mı?

Niswan: Devrim sırasında kadınların özel talepleri yoktu. Herkesin ortak talebi bu diktatör rejimin düşmesi. Herkesin ortaklaştığı nokta bu. Diktatör rejim düştükten sonra ülkeyi nasıl yeniden inşa edeceğimizi o zaman tartışacağız. Ama şu an herkesin ortak hedefi önce bu rejim düşmesi. Bir yandan da tabii, bazı durumlarda kadınlar kendi protestolarını yapmak istediler. O tutucu kadın-erkek ayrımından dolayı değil, kadın olarak biz kendi protestomuzu yapacağız dediler. Yani bu tür durumlar da var.

Amargi: Suriye’deki kadın hareketinin durumunu çok bilmiyoruz. Aslında tam yeri gelmişken sorsam hareketin ne durumda?

Niswan: Suriye’de değil kadın hareketi, hiçbir hareket yoktu. Rejim böyle bir şeye izin vermiyor. Örgütlü hiçbir hareket olmadığı gibi hiçbir hareket yoktu. Ama aktivist kadın bireylerin sayısı çok fazla. Devrim başladıktan yaklaşık altı ay sonra kadınlar kendi protestolarını düzenlediler. O sırada rejim ateş açtı ve altı kadın öldü. Devrim sırasında kadınlar oturma eylemleri gibi protestolar da yaptı. Evlerde oturma eylemi yapan kadınlar çok oldu. Ama o tutuculukla ilgili değildi, kendi eylemlerini yaptılar. Dışarıda, sokakta atılan sloganlar aynı şekilde evlerde de vardı. Evdeki oturma eylemleri hep devam etti.

Amargi: Altı kadının kaybedildiği eylem büyük bir şehirde miydi? Bu tür eylemler genelde büyük şehirlerde mi gerçekleşiyor?

Niswan: Yok, mesela altı kadının öldüğü eylem beş bin kişilik bir kasabada oldu. Lazkiye’ye bağlı bir sahil kasabasında.

Amargi: Suriye’de devrimden önce kadın ve erkeğin mekânsal olarak ayrıştığı, ortak kamusal alanın olmadığı bir hayat mı yaşanıyordu? Anlattıklarından bu sonuca varıyorum. Devrimle beraber bu anlamda bir değişme yaşandı mı?

Niswan: Devrimden önce Suriye’de kamusal alanın ayrışması ile ilgili durum daha kötüye gidiyordu. Hem toplum çok daha fazla muhafazakârlaşıyordu hem de o senin dediğin kamusal alanların kadın ve erkek temelinde ayrışması artmıştı. Devrimle beraber bu kırıldı. Devrimle birlikte kadınlar ve erkekler kamusal alanda bir arada olmaya başladılar. Devrim herkesin devrimi, ne olursan kim olursan ol, herkese açık olan bir devrim. O yüzden de devrim kadınların kamusal alanda çok daha fazla yer almasını sağladı.

Amargi: Özellikle bir seneyi doldurduktan sonra Suriye’deki halk ayaklanması çatışmalar yoğunlaşmaya başladı. Rejimin silahlı saldırılarına karşı silahla karşı koymak zorunda kaldılar ve gittikçe daha fazla silahlı çatışmaya doğru kaydı. Bu kadınların rolünü ya da yer alabilmesini nasıl etkiliyor?

Niswan: Bu şiddet ve silahlanma sadece kadınları değil, tüm toplumu çok etkiledi. Bu, toplumdaki o sivil hareketin gelişmesini, duvarlara grafiti yazmaktan, sivil örgütlenmeye kadar engelleyen bir şeydi. Ama bu da zaten rejimin istediği bir şey: Sivil örgütlenenin engellenmesi. Bir yandan da devrimin silahlanması ile birlikte, kadınların devrimdeki, bu sivil örgütlenmedeki rolü arttı. Son birkaç ayda bu silahsız protestoları yapanların çoğu kadınlar. Çünkü erkekler ya silahlı, ya tutuklandı ya da öldürüldü. Özellikle de üniversite öğrencileri. Biraz önce dediğim gibi, şu son birkaç ayda olan sivil protestoları yapanlar üniversite öğrencileri kadınlar.

Amargi: Peki sen ülkene geri döneceksin, pek çok insan can güvenliği olmadığı ya da hayatını sürdüremediği için kaçmak zorunda kaldı. Orada hayat nasıl devam edecek?

Niswan: Şu an durum çok kötü. Önceden Suriye’den çıkanlara “niye gidiyorsunuz?” diyorduk; artık böyle bir şey diyemeyiz. Ama kişisel olarak bu benim devrimim ve ben Suriye’de kalacağım. Devrimin gerçekleşmesi artık benim kişisel hayalim haline geldi.

Share Button