Ekososyalist Ekofeminizm İçin Bir Zafer*

Wahu Kaara

Kopenhag, Danimarka
19 Aralık, 2009

Hayatımın bu aşamasında, ekofeminizmin çifte zaferini kutluyorum. Ekofeminizm hem benim eylem çerçevem, hem de küresel jübilesine doğru ilerleyen kapitalizme bir alternatif.

Benim anlayışıma göre, ekofeminizmin merkezinde kapitalizmle savaşma zorunluluğu vardır. Ve bu kapitalizm soyut bir kapitalizm değildir, tersine “patriarkal piyasa ekonomisi” içinde yapılanmış bir kapitalizmdir.

Patriarkal piyasa ekonomisi el koyarak, işgal ederek ve hayata dair herhangi bir tezahürü kâr için metalaştırarak hayatı öldürmeye devam ediyor. Bu süreçte ilk olarak el konacak ve işgal edilecek olanlar, hayatın koruyucuları kadınlardır. Ve sömürülecek olanlar da onlardır. Kadınlar, dayanıklı ve dirençli durmaya devam ediyorlar; özellikle de biz Afrikalı kadınlar. Bu yüzden söylemekten hiçbir zaman çekinmedim: “Biz, Afrikalı kadınlar, Afrika için ölmeyi reddediyoruz. Biz Afrika için yaşıyoruz.”

Biz Afrikalı kadınlar, hayatı savunmak zorundayız, çünkü erkeklerimizin çoğu patriarkal piyasa ekonomisinin iyi araçları haline geldiler. Piyasa ve kârın sunağında finans kapitalin çıkarlarına hizmet etmek için “erkek anlaşmaları” dediğim anlaşmaları yapmaktalar. Bu anlaşmalar biz kadınlara büyük bir yük. Biz, yaratıcı ve yenilikçi bir şekilde ekososyalist ekofeminizm dediğim şeyi ortaya koymalıyız. Bu, ölmeyi reddetmek anlamına geliyor; kaderimizi ve geçimimizi güvence altına almak için alternatifler arıyoruz. Bunun için kadınlar arasında bir dayanışma yaratıyoruz. Dışlanmaya, üretimde ve yeniden üretimde kanımızdan emeğimize kadar kapitalistlerin hayatımızın bütün yönlerini sömürmeyi hedeflediği aşikâr olan stratejilerine rağmen, hayatlarımızın dizginlerini elimize almaya muktedir olduğumuza inanmak için ruhlarımızı motive ediyoruz.

Burada, halk meclisinde, Kopenhag’da, ekososyalist ekofeminizmin zaferle doğduğunu görüyorum. Dünyanın her yanında, hayatlarımızın dizginlerini bizim kendimizin –sömürenlerin değil- ele almak zorunda olduğumuzu ve bunu yapabileceğimizi söyleyen yeni bir farkındalık ortaya çıkıyor. Kapitalistler kriz içerisinde. Mutlak ve kontrolsüz küresel sömürü sürecine meydan okunuyor. Çökmekte olan patriarkal piyasa ekonomisinin insanlığa ekonomik borcunun ve gezegene ekoloji ve iklim borcunun evrensel olarak tanınması, burada, Kopenhag’da kazanılan ikinci zafer. Doğa kendi adına konuşamadığından, ayağa kalkan ve “kâr değil, hayat” diyenler biz, dünyanın kadınları olmalıyız. Gezegen ve halklar; gezegen ve para değil.

Kopenhag’da kazanılan üçüncü bir zafer, Bella Center’da hükümetin iklim konuşmalarındaki “gezegen ve para”nın krizi. COP 15’in müzakereleri sonuçsuz bazı erkek numaraları, arkadan dolanıp kol bükme çabaları… Fakat burada, halk meclisinde, Klimaforum ekososyalizm için, ekofeminizm için, alternatifler için, halkların gücünün geri kazanılması için, dünyanın birleşmiş halklarının sesini duyurmak için, iklim adaleti için harekete geçmenin zamanı geldiğini açıkça göstermek için doğrudan, apaçık bir yürüyüş. Ekososyalizm iklim adaletini güvence altına alıyor. Kopenhag hayatla ilişkide olanlar için, düşüncesi ve hareketine hayatın prensiplerinin rehberlik ettikleri için, yani kadınlar için bir zafer.

İşte bu yüzden bir “Dünya Ana”dan bahsediyoruz. Kelimelerime dikkat edin, “Başka Bir Dünya” değil, “Dünya Ana ”, çünkü “Dünya Baba” başarısız oldu. Dünya Babaya açgözlülük, nefret ve savaşlar rehberlik eder. Dünya Baba kâr için fetih, işgal ve şiddet suçu işlemek üzere karmaşık bir küresel askeri donanım ağını kullanır. Kapitalistlerin bu ağında, askeri donanım tarım ticaretini yürütür ki tarım ticareti sigorta endüstrisine, sigorta endüstrisi eczacılığa, eczacılık da hâlihazırda gözlerimizin önünde çökmüş olan banka sistemine bağlıdır. Ve onu canlandırmak için, yeniden bizim enerjilerimizi kullanmaya çalışıyorlar. Bankaları hayata döndürmek için yoksullardan para alıyorlar. Daha da fazlasını almayı deniyorlar. İklim krizi bankaların krizi olsaydı, muhakkak bir çözüm bulurlardı.

Sanayi kralları iflas etti. Hükümetlerse yoksulların paralarını, sağlıklarını ve hayatlarını çalıyor. Yoksulun bu iflasının, bu ölümcül anlaşmanın karşısında, biz ekososyalist ekofeministler, dünya halklarının fikirlerinin, politik düşüncelerinin, analizlerinin ve kaderini ellerinde tutmak için kendi gücünü geri alma kararlılığının iflas etmediğini göstermek için buradayız. Ve bu güç ve kader kadınların ellerindedir. İşte ekososyalizm ve ekofeminizm de budur.

Kopenhag’da, biz halk hareketleri bu küresel bağlılığı yeni bir düzleme taşıdık. 18 Aralık 2009’da ben, Wahu Kaara’ya, Kenya’dan küçük bir kadına, imparatorluğun sonunu, patriarkal piyasa ekonomisinin ölümünü, kadınların gücünün ortaya çıkışını, daha fazla talan, daha fazla yağma, daha fazla işgal, kendi aramızda ve doğa ile nasıl ilişki kuracağımızla ilgili daha fazla sorumsuzluk görmemek için, prensip, etik, ahlak üzerinde kararlılıkla bir araya gelmiş dünya halklarının gücünü duyurmak için kapanış toplantısında konuşma şansı verildi. Kendi aramızda ve doğa ile nasıl ilişki kuracağımıza eşitlik prensibi, aşağıdan yukarıya, katılımcı ve yatay bir demokrasi fikri rehberlik eder. Bunlar da bölüşümcü ve katılımcı bir geçimlik ekonominin ilişkileridir. Şu çok açık: Yatay, katılımcı bir demokrasinin ve bölüşümcü geçimlik ekonominin otoriteleri kadınlar değil de kimdir? Ve bu, ekososyalizm, ekofemininizm değil de nedir?

Yani, “Dünya Ana” ya da ekofeminist çerçeveye göre, buna zaten sahibiz. Bunun nasıl örgütleneceğini ve gerçekleştirileceğini burada, halk meclisinde ilan ettik. Klimaforum’da iki haftadır son derece derin bağlar kurulmakta; hareketler hareketlere –burada toplanmış olanlar toplumsal dönüşümün, ekonomik yeniden inşanın, politik analizin ve pratik gerçekleşmenin aktörleridir- bağlanıyor. Bu derin bağ inşasının dışında, hiçbir şey elde edememiş hükümetlerden farklı şekilde bizim uzlaştığımız bir beyanımız var: İklim değil sistem değişikliği!

İklim değişikliğini durdurmak için sistemin değişmesinin gerektiğinde hem fikiriz. Çünkü kabul edilemez olan, ölü olan, hatalı olan patriarkal piyasa ekonomisinin ta kendisidir. Buna karşılık halkların küresel yeniden inşa hareketlerindeki deviniminde var olan enerjide konumlanmış ve buna dayanmış ekososyalist ekofeminizme sahibiz.

Ölü kapitalizm ve coşkulu feminizm arasındaki şiddetli zıtlık Kopenhag’da her yerde gözüküyor. Halk Meclisi fikirde, ruhta ve aşkta insani bağlantının dinamik, heyecan verici bir hareketinden ve sistem değişikliği için bu yeni çerçevenin tanıklığından başka bir şey değil. Size söylüyorum, burada, Kopenhag’da bir paradigma değişimine şahit oluyoruz. Bu yüzden bunun benim için bir zafer olduğunu söylüyorum. Bu yüzden eve tatmin olmuş bir insan olarak dönüyorum. Çünkü ortak bir sesi ve bir manifestosu olan halk forumundaydım: hem hareketlerin bulunduğu dışarda hem de kararların alındığı içerde stratejik olarak gücü yeniden ele geçirmeye dönük bir ses ve manifesto.

16 Aralık 2009, burada Kopenhag’da tarihi, kayda değer bir gün. Biz halklar, resmi konuşmaların dışında kendi eylemimizi gerçekleştirdik. Sembolik bir eylem içerisinde, halk meclisinde halk iktidarını hükümetin hareketsizliği ve uyuşmazlığı karşısında talep ettik. Göstericiler dışarıda resmi delegeleri dışarı çıkarak halk delegeleriyle beraber durmaya ve sistem değişimini öngören iklim değişimi çözümünü onaylamaya çağırdılar. Birçoğumuz Bella Center’ın içindeydik, seçilmeyi ve entegre olmayı reddederek, sahtekârlığı reddederek, kurnazlığa, dalavereye onay vermeyi reddederek. Bella Center’dan dışarı doğru yürüdük. Halk Meclisi ile karşılaştık ve onlara katıldık. Halk iktidarını talep ettiğimizi duyurduk. Bunu polis gözetimine ve vahşetine rağmen yaptık. Böylesi bir polis şiddetinin burası gibi bir Batı başkentinde olacağını asla hayal edemezdim.

Kopenhag’dan önce demokrasi ve insan hakları gibi meselelerin sadece dünyanın benim geldiğim yerlerinde sözkonusu olduğunu düşünüyordum. Sonra Kopenhag’da polisin dünya halklarına gaddarca davrandığını gördüm. Başkan Moi’nin iktidarı zamanından bildiğim Kenya’ya geri dönüp dönmediğimi merak ettim. Danimarka hükümetine sıkıntı veren çelişkiyi merak ettim. Neden 1990’larda, Danimarka hükümeti biz Kenyalılara kendi haklarımız için ayağa kalkmamız ve demokrasi için savaşmamız için destek vereceğini ileri sürdü? Danimarka halkı Nairobi’deki (Royal Danish) elçilikleri vasıtasıyla, benim beraber çalıştığım Danimarka yardım kuruluşu, Danida ile biz Kenya’daki demokratik alanımızı talep ederek ilerlediğimizde bizi desteklediler. Sonra, Kopenhag’a, Danimarka’nın başkentine gelmek ve burada da Kenya’da karşılaştığımız polis vahşetinin aynısını görmek çok ironikti. Bu yüzden benim için bu deneyimin bir zafer olduğunu söylüyorum. Çünkü çifte standarda şahit oldum. Bu da benim sistemin kusurlu olduğuna dair olan inancımı doğruladı. Ölü olan neyse sistem o. Öldüren neyse sistem o. Sistem, kalıtsal soykırım mekanizmaları ile yapısal olarak birleşmiş olandır. Ve sistem, değişmek zorundadır.

Danimarka polisinin uç şiddeti bizim hedeflememiz gerekenin iklim değişikliği değil, sistem değişikliği olduğu gerçeğini ispat etti. Sahte “çözümler” ya da “teknik tamirlerle” bizi kurtaracak olan “bilim” değil. Reformlar da değil. “Koşullu” borç iptalleri de değil. Karbon ticareti için ağaç dikimi de değil. İçi kof telafiler için salınımları azaltmak da değil. Susmamız için tüccarların bizi etkilemeye çalıştıkları bütün bu yanlış çözümler de değil. Pazarın çıkarlarının danışmanlığını yapan ve onlar tarafından finanse edilen bilim de değil. Bu “yanlış” bilim ne yapar? Sözüm ona “bilimsel” olan araştırmaları inşa eder. Dünya halklarını “bilimsel” jargonu ve matematik hesapları –eğer şunu ve bunu yaparsak, iklim sorununu çözmüş olacağız- ile kandırmaya çalışır. Fakat berbat bir kandırmaca olan, bu sahte bilime içkin olan matematiksel hesapların bütün dünyayı vurguncuların havayı metalaştırarak iklim problemini çözmelerini kabul etmeye zorlamak üzere kullanıldıklarıdır. Sonra da bunu bize satarlar. Çünkü karbon ticareti havanın metalaşmasından başka hiçbir şey değildir.

Enerjik ve yaratıcı olan halk forumu bir doğrudan emin olmamı sağladı. Biz kazanıyoruz. İlerleyeceğimiz yol olan ekososyalist ekofeminist çerçeveye sahip olduğumuz için güven duymalıyız. En iyi düşünürlerimizden daha ayrıntılı bir birikim için ekososyalizmin ve ekofeminizmin ne olduğuna dair yardım almalıyız. Gerçek ekososyalizmi ve ekofeminizmi gerçekleştirmek için eylem içerisinde bir araya gelmeliyiz. Ekofeminist ve ekososyalist düzeyde temellenen karar alma merkezlerinde ilişkiler kurmalı ve de talep etmeliyiz. Burası, kadınların topluluk düzeyinde temel alındığı yerler, hayatın belirleyicilerinin önem taşıdığı düzeyde ve hepimizin katıldığı ve katkı yaptığı yerler. Çünkü ekososyalist ekofeminizm her insanın değerli olmasının, katkı sunmasının ve insanlığın iyiliğine katılmasının fırsatını güvence altına alır. Bu da bizim aradığımız farktır. Bu bizim kadın olarak sahip olduğumuzdur. Bu, sözüm ona Üçüncü Dünya’da bol olan şeydir. Ve bu ileriye doğru giden yoldur. 21. Yüzyıl ekososyalizme ve ekofeminizme aittir. Kafamda hiçbir şüphe yok. Ekofeminizm ve ekososyalizm burada, Kopenhag’da. Her zaman bizim içimizde bir yerlerdeydi. Burada bunu duyurduk, bayrağı yükselttik. Dünyanın yeniden kurulmasında sınır sadece gökyüzüdür.


 

*Wahu Kaara’nın bu konuşması Terisa E. Turner tarafından 19 Aralık 2009’da Kopenhag’da kaydedilmiştir. Terisa E. Turner ve Leigh Brownhill tarafından yazılmış ve düzenlenmiştir.

Share Button