Dehşetli bir kariyer hikâyesi

mintyesili

Ayça Örer

Garip ama gerçek. Merdivende oturan iki kadın, bir tuval gibi duruyor karşıdan. Şirketin sorumlu koordinatörü Emel ve şirketin temizlik sorumlusu Aslı. Emel’in üzerine tam oturan gri takımı, merdivende bile pot vermiyor. Aslı’nın güzelim yüzünü örten şapkası merdivende de komik.
Onları bu halde gören falanca kişi neler yazabilir. Aslında hikâye basit, ikisi de biraz evvel kadın olduğunu fark etti. Şimdi hikâyeyi yazalım.

***

OfficeO günün sabahı, Emel, evden çıkarken, bir türlü okula gitmeye ikna edemediği kızını biraz da sertçe azarlayarak, “Yeter artık sana ben güç yetiremiyorum” diye bağırdı. Kız, yani Yeşim, ağzındaki kornfileksi saça saça “Yetirme sen de” diye yapıştırdı cevabı.

Emel’in oturduğu rezidansın gölgesinin bile düşmediği bir gecekondu bozması apartmanda Aslı kocasına “Bugün iş aramaya çık artık, bak Sami dükkâna bir ilan asmış” diyordu.

İkisi de aynı plazanın sabah güneşinin yeni aydınlattığı ofisinde buluştuğunda, henüz babetlerini topuklu ayakkabıyla değiştirmediğinden sekerek yürüyen Emel, Aslı’ya “Üzerini değiştirince bana bir uğrayıver Aslı Hanım” diye “Günaydın” dedi.

Çizgili pijama hantallığındaki iş tulumunu giyen Aslı, Emel’i çok bekletmedi. Tıraş limonlu su eşliğinde girdi odaya:

“Geldim Emel Hanım.”


O sırada telefonda kısa talimat mesaisine başlamış Emel, ona gözleriyle “Geç” yapıp, suyundan kocaman bir yudum alarak “Hıhı, hıhı, tabii piyasalardaki durumu biliyorum ama biz de burada kaç kişiyi döndürüyoruz Sami Bey” dedi. Sami adını duyunca Aslı, kocasının bugün de uyuyakalacağına emin oldu.

Telefonu kapatan Emel, gözlerini devirerek baktı Aslı’ya:

“Aslı Hanım, bir sorun yoktur umarım.”

Dünyanın bütün personelleri gibi Aslı da bir sorunun magmasına doğru indiğini hissetti.

“Yok Emel Hanım.”

O sırada yeni bir telefon.

“Böyle giderse çekin arkasını yazdıracağız. Hayır, tehdit değil, hıhıhıhı.”

Aslı’ya döndü.

“Aslıcım, masalarda dünden kalma bardaklar duruyor. Yeni çiçekler yerleştirilmemiş ve Altan Bey’in odasının kapısı kapalı. Ne zaman havalandırmayı düşünüyorsun?”

Aslı bahane bulmaya çalışmadı. Oysa dün ofiste revizyon vardı ve biralar ve kül tablasına dönüşen şişeler ve son dilimi içinde saklayan pizza kutuları… Elbette Aslı’yı bekliyordu.

Emel uzatmadı:

“Biliyorum dün revizyon vardı ama böyle günlerde senden ricam sabah biraz daha erken gelmen.”

Aslı, “İlk otobüsle yola çıkıp ancak bir buçuk saatte varıyorum” demedi. Bunu daha önce de konuşmuşlardı.

Kapıdan çıkmak üzereyken derin bir nefes aldı. Emel’le çalıştığı dört yıldan sonra asıl baklanın henüz ağzından çıkmadığını biliyordu.

Bakla da tam o esnada göründü:

“Ayşin Hanımın da odasına çiçek götürüver.”

“Ooo” dedi, Aslı içinden. Demek buymuş.

Ayşin mint yeşili topuklu ayakkabılarıyla asansör kapısında göründüğünden beridir, Emel’in içini kemiren, bütün ofisin nefesini tutarak izlediği bir safari başlamıştı.

Tanıştırılma esnasında tok tok bir seferde söylediği özgeçmiş detayı kulaklarda uğulduyordu:

“Embieyimi Kolumbiya Üniversitesi’nde yaptım.”

Emel bunu unutamayacak kadar alaylıydı.

Tatlı bir tebessüm eşliğinde “Ekibimize hoş geldiniz” dediği andan sonrası içinin kıyılmasını bastırmakla geçti.

Altan Bey’in oğlunun kolejden arkadaşı Ayşin aslında şirkette deneyim kazanmak istiyordu da, “Kim bilir” demişti Altan Bey, “Sonrasında da bize alışırsın.”

Kıkırdadı Ayşin. Tüyleri diken diken oldu Emel’in. Kıkırdayan kadınları kahkaha atanlardan daha tehlikeli bulurdu. Acı bir sterillik. Gülüşlerini kontrol edenlerden korkmazdı Emel, kırık bir tebessüm işine bile gelirdi. O kadınları üzmek kolaydır. Kahkahası bendi yıkanlarsa, aşağılanmaya müsait olurdu. Aşağılamak: Emel’in işi. Ama kıkırdamak. Bu, “İster kontrollü olurum ister olmam, sana ne?!” demek gibiydi. Sana ne mi? Biraz başı döndü.

Çok çile çekti Emel. Bu pozisyona gelinceye, kızını koleje verinceye, evini rezidansta tutuncaya, nereden nasıl tayyör alınacağını öğreninceye kadar.

Ne yaparsa yapsın, “o” sınıfa asla ait olmadığını iliklerine kadar hissetti. “O” sınıfa ait olanlar, kendi gibi cins köpek peşinde koşmuyor, sokak köpeğini severken bile asil dokunuyorlar. Emel’e öyle geliyor.

Yapacak bir şey yok. Ayşin’in mint yeşili topuklu ayakkabıları Emel’in kalbinin en derinine sakladığı kaygılarına bastı.

***

Aslı keyiflerin kahveye döndüğü saatte uğradı Emel’in yanına. Genelde aralık olan kapıyı kapalı buldu. Genelde donuk olan Emel’in stor perdeye vuran gölgesini kaygılı buldu. Genelde sessiz bir kabulün esiri olan Altan Bey’i kararlı buldu.

Akşam üzeri Ayşin uğradı mutfağa. Elini sıktı Aslı’nın. Uzun ve zarif parmakları vardı. İncecik yüzüklerle bezenmiş incecik parmaklar. “Evde öylece duran kahve makinesi”ni getirmişti. Arkadaşı yurtdışından mı almış, neymiş. Köpüğü güzel oluyormuş. Kapsülü attın mı, iş bırakmıyormuş insana.

Aslı Ayşin’in samimiyetini sevdi. Onunki “biz benzemiyoruz ama benzemek gibi bir derdim de yok” diyen bir samimiyetti. İyi böylesi.

***

Akşam en son otobüsü beklemek güzeldir. İnsanlar seyrelir, ortalık sakinler, gayret tekinsizliğe karışır. Aslı hep en son otobüsü bekler. Koşarak gitmez eve, koşarak gideceği bir evi olmamasını dert etmemeye çalışır.

Olacak iş değil ya olmuş, kocası uyuyakalmış. Düşündü de, şuradan aldığı para kendisine hayli yeter.

Bugün burada bir şeyler değişti. Bunu yalnız o bilir. Kulaklığını takıp dünyaya gömülenlerin umurunda değil hayat.

Giderayak hep uğrar Emel’e. Güneşliği indirir, masayı üstünden şöyle bir alır. Şimdi de öyle.

Girdiğinde odanın ortasında Emel’i o kadar çaresiz buldu ki, o an dünyada çaresizlik bir isim olsa, Emel olurdu.

Normal bir gün olsa, Aslı kapıyı çeker sessizce çıkardı. Fakat bugün, gördüğünün başka olduğunu, bir hayatın parça parça dağılmasına tanıklık ettiğini bildi.

Sami Bey ödemeyi yapmamış. Emel Hanım çeki bankaya göndermiş. Altan Bey, bunu prestij kaybı saymış. Başka zaman olsa, Altan Bey kızardı yine ama bugün öyle böyle kızmamıştı: “Yaşlandın biraz, sinirin her şeyi kaldırmıyor artık, pozitif düşünüp ofisi ona göre çeviremiyorsun, gençlerin önünü açmak gerek, artık başka bir çağdayız…”

Konu Emel’in bir türlü veremediği on kiloya, boşanmış olmasına, güzel gösterişli fakat snop olmamasına kadar uzanırdı. Belki uzandı. Artık hiçbirini duyacak hali yoktu. Son cümleyi de duyamadı o yüzden:

“Belki biraz müsaade istemelisin.”

Hovardalıkları arşı âleme nam salmış Altan züppesinden, o şirketini bataktan alıp da uluslararası arenaya çıkardığı sünepeden, o “iyi elbise nereden alınır, en iyi kırlangıç nerede yenilir”den başka bir şey bilmeyen müsriften bu sözleri işitirken, yaşlandığını anladı.

Evet, işin bitti Emel Hanım. Aldı mı bir gülme? Gözünden bir de yaş aktı mı?

Kafasından geçenleri bir film şeridi gibi izleyen Aslı’ya “Çamaşır suyu var mı kolayda?” dedi.

Olmaz mı?

Elinde en adisinden bir şişe çamaşır suyu, daldı Altan’ın odasına. Sabahki çiçekler hâlâ canlıydı.

Patronun İtalyan tasarımcı elinden çıkmış, pantone kataloğundan özenle seçilmiş, sübvansiyeli turuncu tahtı oldu mu sana mor?

Lame masaya boca edilen aseton bütün cilayı kavlattı mı?

Mail bakıp futbol oyunu oynamaktan başka işe yaramayan bilgisayarı mekâna hava katsın diye duvara yapılan şelalenin içine attı mı?

Oda bir cinnetin gösterişliyle yepyeni.

Emel yıllardır fazla mesaiye gömdüğü maaşların keyfini sürebilir artık.

Ayşin’e geçmiş olsun.

Share Button