Etiketler: arşiv

İdeolojik Bir Ayrım Olarak Popüler Kültür/Yüksek Kültür

Emine Ayhan

Edebiyat, sanat ve felsefenin konu edildiği kültür seminerlerinde adeta istisnasız gözlemlediğim bir hal, kültürün bir çeşit öte – dünya fenomeniymiş gibi yüceltilerek mistifiye edilmesidir. Katılımcıları böylesi yerlere götüren bütün olumlu güdüler bir yana, uzman konumundaki kişilerin bu makamın tadını çıkartırcasına ortamdaki büyüyü bozmamak ve yüksek kültür ürünlerine nüfuz etmenin güçlüğü fikrini pekiştirmek için hususi çaba harcamaları, ne kadar yüceltilirlerse yüceltilsinler, bana, konuşulan malzemeye ve figürlere ihanet gibi gelir.

Estetik, politik sezgisine, birikimine güvendiğim bir dostumla arada kafa dağıtmak için Bahariye’deki filmciye gidip çoğaltılmış film alırız. Benim bu saikle tercih ettiğim türler korku ve (romantik) komediyken, onunki genelde aksiyon ve komedidir. Neyse, bir gün komedide karar kılmışız, filmciye girmişiz. Arkadaşım, “Usta, Kolpaçino geldi mi?” diye sorunca filmcideki muhtemel ‘sanat filmi’ seyircilerinin aramızdaki farkı sezdiren, ayıran ve yerleştiren yan bakışları, hafiften seğiren atmosfer.

Share Button

Sonuçta Popüler Kültür de Bizim Ananelerimizde Var

bonibon

Didem Türe

“Görüntü güçlüdür. Aynı zamanda görüntü yüzeyseldir. Dönüştürülmüş halim sizin işte o altı saniye içinde vardığınız düşünceler. (…) Bugün benim için korkusuz olmak dürüst olmak demek. Bu sahnedeyim; çünkü ben modelim. Bu sahnedeyim; çünkü güzel, beyaz bir kadınım. Çalıştığım endüstri buna ‘seksi kız’ diyor.”
Cameron Russell, 2012

Share Button

5 Harfliler: Kendi Nefesimizi Açıyoruz

5hlogo

Aksu Bora

Kimsenin önyargısı, bariyeri yok birbirine karşı. Herkes aynı amaç uğruna birbirine çok yakın duruyor. Tam bir “kafadar” grubu bu. Ayrıntılarda kaybolmamanın sırrı da bu herhalde.

1. Kimsiniz siz, üç harflilerle bir ilişkiniz var mı?

Hem var, hem yok! Sitenin adını kadın kelimesinin neredeyse ayıp sayılması üzerine, cinlere “üçharfli” diye hitap edilmesine istinaden koyduk. Bayan/kız/kadın ayrımından yılanlar için… Sitenin ana kadrosunda sekiz kişi kadarız, dışarıdan katılımcılarla beraber yirmiyi çoktan geçmişizdir. Çağla yazarlık, editörlük yapıyor, bir de hala öğrenci. Duygu fotoğrafçı. Kiraz, tarih alanında doktora çalışmasını sürdürüyor. Zeynep makine mühendisinden bozma yazılımcı. Oşu yazıyor, çeviriyor, basıyor. Nigar haberci. Feride şimdilik öğrenci. Deniz bir kadın örgütünün yayınlarından sorumlu.

Share Button

Permakültür Gözüm Açıldı

permakultur

Sema Aslan

Mimar Yasemen Güreşçioğlu, emekli olduktan sonra dünyayı gezme hayalleri kurarken tanıştığı permakültürün etkisiyle her şeyi bir kenara itip, sonraki kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmak isteyenlerin safına geçmiş. Datça’da bir grup permakültür emekçisiyle birlikte pek çoklarımıza neredeyse ütopik gelecek bir yaşam sürüyor; doğadaki yerini bilen ve bu yeri tevazuuyla kabullenen insanların arasında, kimilerine göre çiçek çocuklar gibi, kimilerine göre şehirli acemiliğiyle, kimilerine göreyse tam da olması gerektiği gibi, doğayı hatırlayarak ve dinleyerek yaşıyor.

Siz, permakültürü hem teorik olarak biliyorsunuz hem de uyguluyorsunuz. Nedir permakültür?

Permakültür bir tasarım bilimidir. Tasarım da öğeleri ilişkilendirmektir nihayetinde. Permakültürün amacı, sürdürülebilir bir sistem kurmak. Sürdürülebilir bir sistemin en önemli aşaması dışarıya olan ihtiyacı azaltarak eldeki kaynakları çeşitli şekillerde tekrar üretmek ve kullanmak. Kendi kendini yenileyen, onaran ve üreten bir sistem kurabilmenin yolu, buradan geçiyor. Benim anladığım permakültür, aslında bildiğinizi hatırlama hali.

Share Button

Hayatı Yeniden Tasarlamak İstiyoruz

Sema Aslan

Permakültür Türkiye için hem yeni hem de geçmişi yıllar öncesine dayanan bir sürdürülebilir yaşam uygulaması. Son yıllarda Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü ve Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği’nin düzenlediği eğitimler ile başta Bayramiç ve Datça olmak üzere çeşitli bölgelerde sürdürülen permakültür uygulamalarıyla adından daha fazla söz ettiren bu tasarım fikri, esasında ‘90’ların ikinci yarısında Ankara’da adından söz ettiren Hocamköy girişiminde gündeme gelmiş. Fakat sonra yıllarca unutulmuş. Şimdi permakültür sayesinde doğanın kendinde olan yenilenebilir olma kapasitesini tekrar hatırlama fırsatımız var.

Filiz Telek, Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun. Yaşamını ‘armağan ekonomisi’nin esaslarına uygun olarak sürdürüyor. 2005’den bu yana permakültür uygulamalarıyla ilgili çalışmalar yapıyor. Kendisini bir ‘örgütçü’ olarak tanımlamak mümkün zira sürdürülebilir yaşam için örgütlediği pek çok etkinlik ve hareket mevcut: “Yıllar önce insanın ruhunu sıkan, zihnini bulandıran ve yaşam neşesini kaçıran organizasyonlardan uzak durma kararı aldım ve buna sadık kaldım.

Share Button

Jin, yaşam, tutsaklık

jin_afis

Çağla Karabağ

“Kadın filmi” denildiğinde akla birbirinden farklı şeyler geliyor: kadın yönetmenlerin çektiği filmler, ticari sinemanın kadın izleyiciye yönelik olarak ürettiği melodramlar, kadına ilişkin sorunları ele alan filmler ve son olarak feminist teori ve pratiğin birikimiyle çekilen ana akım sinemaya alternatif filmler.

Anneke Smelik (2008, s. xii) “feminist” filmleri, “cinsel farklılığı bir kadının bakış açısıyla sunan ve cinsiyetler arasındaki asimetrik iktidar ilişkisine dair eleştirel bir farkındalık sergileyen filmler” olarak tarif ediyor. Buna göre kadın yönetmenler tarafından çekilen her filmi feminist film kategorisi içinde düşünemeyeceğimiz gibi, kimi erkek yönetmenlerin filmlerinin ataerkil ilişki biçimlerine eleştirel bir şekilde yaklaştığını ve meseleye kadının konumundan baktığını söyleyebiliriz. Ben Jîn’i (Reha Erdem, 2013) bu çerçevede ele alıyor ve eril şiddete eleştirel biçimde yaklaşan, “kadın bakış açısına” sahip bir film olarak görüyorum.

Share Button

Sayı 28

Amargi Sayı 28Amargi’den

Feminist Tartışmalar

  • ŞÖNİM’ler: Eski Sorunlar, Yeni Tartışmalar
  • ŞÖNİM’den Koza’ya- Ebru Hanbay
  • AKP’nin Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Masalı- Deniz Bayram, Selime Büyükgöze
  • 3 Çocuk mu, 3 Kadın mı?- Zehra Tosun
  • Sloganlar ve Etkileri Üzerine- Kızbes Seyhan Aydın
  • Ne Olacak Bu Memleketin Hali (3) İktidoş – İfakat, Fitnat, Hayrünisa
Share Button

Kişisel Bir Macera

mezura

Şaziye Silen


Beslenme meselesi ile ilgili kişisel dileğim, bu meselenin, cam tavanlarla çivili yataklar arasında sıkışmış kadınların her cepheden üstüne yıkılan “kişisel sorumluluk/kişisel tercihlerin bedeli” kılığında değil de, cinsiyet eşitsizliğini gören bir büyük resimde nereye müdahil olunması gerektiğini veya olunabileceğini işaret eden bir çerçevede gündeme gelmesi.


 

Bu yazıyı eskiden iyi vakit geçirmenin önemli öğelerinden biri olan “ne yesek” sorusundaki heyecanlı beklentinin, yerini son yıllarda nasıl sıkıntılı bir çaresizliğe bıraktığını, kişisel bir macera ile paylaşmak için yazdım.

Mesainin düzenlediği günlük hayatımda yemekle ilişkim, hafta içi günlerinde büfede ekmek olup olmadığına bağlı olarak; “pideci çorba da getirir mi” ile “bu akşam da kahvaltı yapılabilir bence” arasında değişiyordu. Son üç dört yıldır ise “beslenme” çevresinde çeşitlenen tuhaf bir performans sorunu daha hayatıma girdi, sanıyorum benzer hayatlar yaşayan herkesinkine de.

Share Button

“Bırak Bu Kadın Meselelerini”

Şehlem Sebik

Hande Çayır ile “Yok Anasının Soyadı” Belgeseli Üzerine

Yok Anasının Soyadı (Mrs. His Name) Ekim 2012’den beri Suç ve Ceza Filmleri Festivali, Akbank Sanat Kısa Film Festivali, Filmmor Kadın Filmleri Festivali gibi festivallerde gösterilmiş, uluslararası akademik iki konferansta (Amerika ve Prag’ta) bildiri olarak sunulmuş, önümüzdeki günlerde de 16. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde ve Documentarist’te gösterilecek bir belgesel film. Yönetmen Hande Çayır, kendi hikâyesinden yola çıkarak kadınların evlilik nedeni ile değişen soyadlarını, evliliği ve kurumların birey üzerindeki etkisini bu belgesel ile tartışmaya açıyor. Hande Çayır’la belgeseli, kişisel alanının politik olma sürecini ve deneyimlerini konuştuk.
Biraz kendinden bahseder misin?

1982 yılında Eskişehir’de doğdum. Sabancı Üniversitesi mezunuyum. Babamın tanımlanabilir bir meslek seçmemdeki ısrarları ile Ekonomi okumaya başlamıştım ama içim kabul etmedi, tiyatro kulübündeydim, önce Kültürel Çalışmalar programına geçtim ondan sonra da Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı programından mezun oldum. Çeşitli yerlerde çalıştım. 2008 yılında evlendim. 2010’da Bilgi Üniversitesi’nde Sinema ve Televizyon yüksek lisans programına başladım. 2012 yılında da mezun oldum. Yedi sekiz yıl kadar tiyatro ile uğraştım. Şimdi de doktora ve iş hayatı devam ediyor. Evlilik bitti.

Share Button

Suriyeli Genç Kadınların Gözünden Suriye Devrimi

Hatice Pınar Şenoğuz

Çeviri: Şenay Özden

Rejimin yapmaya çalıştığı şey, Kürtleri ve Arapları ikiye bölmek, birbirinden uzaklaştırmaktı. Biz de Arap öğrenciler olarak özgürlük ve demokrasi adına Kürt Hareketiyle Arap Hareketini bir araya getirmeye çalışıyorduk.

Suriye’de geçtiğimiz Bahar döneminde gelişen halk ayaklanmasına dair deneyimlerini aktarmak üzere birkaç günlüğüne gelen genç Suriyeli kadınlardan biriyle kısa bir görüşme gerçekleştirdik. Rejimin gazabına uğramaması için adını ve fotoğrafını kullanamayacağımız bu kadın aktiviste, gelin ona Arapça’da kadınlar anlamında Niswan diyelim, Suriyeli aktivistlerin el saura (devrim) dediği ayaklanmanın zor sorularını yöneltmedik. Suriye’deki halk hareketlerini ne ölçüde emperyalist güçlerin yönlendirdiği, hareketin siyasal İslamcı ajandası ya da etnik kutuplaşmaya kayması gibi merakları dışarıda bırakıp, ayaklanmanın kadınları ne şekilde dahil ettiğini sormaya çalıştık.

Sorular Suriye’deki halk hareketlerine ilişkin gelinen aşamayı varsaydığı için buna ilişkin bir arka plan sunmak kaçınılmaz. Suriye’de 2011’in Mart ayında Deraa şehrinde okul çağındaki çocukların duvara rejim karşıtı slogan yazdıkları için işkence gördükleri haberiyle protesto gösterileri patlak vermişti. Rejimin protestoları bastırmak için şiddetle karşılık vermesi sonucu başlayan çatışmalarda bugüne kadar çoğu sivil 40 bine yakın insan öldü.

Niswan, başkent Şam’ın merkezinde orta sınıf bir muhit olan Mezze’de yaşıyor. Kimsenin işine gidemediğini ve yiyecek sıkıntısı yaşanmaya başladığını vurguluyor. Zira Şam merkezinde 500 metrede 7 kontrol noktasıyla karşılaşabilirsiniz. Asker geçmenize “o günkü ruh haline göre” izin verebilir ya da vermeyebilir.

Share Button