Etiketler: arşiv
İktidar ve Kadın
Fatma Tuğcu
“Ana karnındaki yumurtayla ilgilenen toplum, doğan çocukların yüzlerine bile bakamaz.” Simone DE BEAUVOİR
Bu toplumun ve devletin yüzlerine bakamayacağı tek kesim çocuklar değildir elbet. Bu toplum ve iktidar kadınların da yüzlerine bakamaz. Çünkü istatistiklere vuran her kadın cinayetinin ardında sorgulanmamış ön yargılardan, kanıksatılmış toplumsal bellekten beslenen, devletin tüm kurumlarıyla çözümsüz, hantal kaldığı sarmal bir sistem yatmaktadır.
Bu yazının konusu, iktidarın “hümanist” maskesinin altında yatan ideolojidir. Kapitalizm, en tutulan toplumsal yapı olduğu zaman cinsellik kapitalizm tarafından biçimlendirilmiş, denetim altına alınmış, istismar edilmiş ve bastırılmıştır.
Şu Provakatörler!
Duygu Atlas
İsrail’deki Anti-Militarist Feminist Harekete Bir Bakış
Militarizmin şiddet ve zor yoluyla değil, aksine toplumun kabulü, aktif destek ve katılımıyla süregeldiği ve daimileştirildiği ülkelere verilebilecek en uygun örnek İsrail olmalı. “Düşmanlarla çevrili” oldukları bir coğrafyada sürekli bir “yok olma” tehdidiyle karşı karşıya olduklarını hisseden İsrailliler için ordu, tıpkı çoğunlukla hiç sorgulanmadan gereklilikleri kabul edilen diğerleri gibi içselleştirilerek benimsenmiş bir kurum. Bu özelliğiyle ordu, sadece devlet politikalarına yön vermekle kalmıyor, aynı zamanda toplumu bir arada tutan ve birbirine bağlayan dev bir ağ görevi de görüyor.
Kürtaj ve Uludere: Sömürerek Öldürme ve Yaşatmadan Öldürme
Emine Ayhan
Egemenin pervasızlığı ise, kurucu özelliklerinden olan tanrısal hesap sorulamazlığından, mutlak karar vericiliğinden kaynaklanır. Bu yüzden, egemen devletin, geçici hükümetlerin seküler veya muhafazakâr yönelimlerinden büyük ölçüde bağımsız olan teolojik/ilahi boyutunun kristalleştiği bir “bilgi paylaşımı” olarak değerlendirmek gerek bu ve bunun gibi önerme ve sözceleri.
Bu ülkede hükümetler, anayasa tartışmaları, darbe eleştirileri gelir geçer ama egemen devletin hiç değişmeyen şiddet ve denetleme pratiklerine eşlik eden “parıltılı” önermeleri, sözceleri kalır hafızalarda; hayatla ölümün kıyıcı bir ironiyle yan yana geldiği bu sözcelerden en unutulmazı “Hayata Dönüş” idi. Başbakanın “Her kürtaj bir Uludere’dir” önermesi “Hayata Dönüş” sözcesiyle yankılanarak bize bu ülkede hiç değişmeyeni hatırlatıyor, unutturmuyor.
Kapatıldığı Hapishaneye Edebiyle Ağlayan Kadın
Aslı Tohumcu
“Kendim olmanın suç olduğu duygusuyla büyüdüm, bir süre sonra her şeyden vicdan azabı duyar, her hareketim için özür diler oldum. Hep, başta annem olmak üzere kendimi insanlara sevdirmek için çabaladım durdum.”
Yazar dostum Aslı’nın hikâyesini anlatmaya çalıştığım yazının, Amargi’nin web sitesinde yayınlanmasından birkaç gün sonra, adını Aslı (!) olarak veren bir okuyucudan telefon aldım. “Yine mi!” diyecektim, tuttum dilimi. Aslı Hanım yazımı okuduğunu ve çok duygulandığını, arkadaş olmasak da, hikâyesini anlatmayı isteyip istemeyeceğimi sordu. Ne yalan söylemeli, kendimi bir parça arzuhalci gibi hissettim; ama söze “Benim bir arkadaş,” diye başlayan ben değil miydim! Öyleyse devam edecektim.
Kadına Biçilen “Doğal Durum” Trajedisi: Annelik
Elif Kutlu
Henüz küçük yaşlarda kız çocuklarına verilen oyuncak bebekler onlar için hoş görünse de aslında bu, zaman geçtikçe artacak bir tehlikenin ilk sinyalidir. Bu, kız çocuklarına dayatılan annelik duygusundan başka bir şey değildir. Daha küçük yaşlarında onlara anlatılmak istenen bir şey vardır: “Toplumsal cinsiyet denilen şey seni anneliğe mahkûm etti küçük kız. Büyüyeceksin ve o kutsal mertebeye, anneliğe ulaşacaksın.”
Birlik ve Beraberliğe En Çok Muhtaç Olduğumuz Şu Günlerde Kürtaj Yasağı
Aksu Bora
“Dokunulma”nın yeni biçimlerine karşı bizi koruyacak türden bir hak nosyonuna sahip değiliz. Dolayısıyla, artık kendimizi temel haklar söylemi içinde güvende hissedeceğimizi sanırsak, yanılırız. Böyle bir şey yok. Yaşam hakkı da dahil olmak üzere, temel haklar ve özgürlükler yeniden tanımlanıyor.
Kürtaj hakkında değil, kürtaj yasağı hakkında konuşmak isterim. Kürtaj hakkında konuşmak zor. Hele ki “mücadele” ve “hak” söylemlerinden başkasına yer bırakmayan bir siyasi sözce içinde. Kürtajın bir “ne” (bir cinayet, bir Uludere, bir hak,…) olduğu hakkında söyleyecek bir şeyim yok; böyle konuşmayı istemem zaten. Kürtajın böyle kategorik olarak tarif edilebilir “bir” şey olmadığını biliyorum. Kendi deneyimimden, başka kadınlarınkinden…
“Her Şey Para”, “Hürriyet – i Şahsiye”ye karşı
Ceyda Karamürsel
Ekmek almaya dahi gücü yetişmediği sorgu raporuna not düşülmüş Zekiye’nin annesi olan Zehra; on dört yaşındaki kızı saraya satılmış, kendisi fahişelikten Trabzon’dan sürülmüş Emine; on iki yaşındaki kızı Müzeyyen’i zaten hizmetçiliğe göndererek geçimini sağlamakta olan dul Penbe için para her şey. Evvelinde kendileri de cariye olup her nevi akrabalık ilişkisinden ve sosyal güvenceden yoksun yaşlanmakta olan Çerkez Sıdıka ile Zenciye Şirin için para her şey.
Evvelki sene. Hocamla oturuyoruz, kahve içiyoruz. Ben İstanbul’dan, Başbakanlık arşivinden Philadelphia’ya yeni dönmüşüm, eli dolu dönmüşüm hem de. Heyecanla Üsküdar’da fakir göçmen kızlarını ailelerinden ‘türlü desais ile’ alıp koparan, sonra da oraya buraya, bilhassa Mısır’a satan Tophaneli üç kadından bahsediyorum kendisine. Kadın kadına bunu nasıl yapar? Hocam ‘kadın kadının pezevengidir’ diyor. İnsan insanın kurdu, kadın kadının pezevengi.
Bir Köpek Yaşamıydı Senin Yaşamın Dilberciğim
Nihan Bozok
Bu beli bükülenleri sevelim, bir canlar onlar.
Buz gibi giysileri, delik eteklikleri
…
Hiç dikkat ettiniz mi, nice yaşlı kadının
Tabutları küçüktür çocuk tabutu kadar?
Bilge Ölüm…
…
Charles Baudelaire, Ufak Yaşlı Kadınlar’dan
Üç kadın… Peride Celal’in Üç Yirmidört Saat romanının ana kişileri. Roman bir hasta yatağının başında geçen üç günü anlatır. Bu üç günde kadınlar birbirlerini düşünür, yargılar, gözetir. Bir sevip bir nefret ederler birbirlerinden. Hayatlarını döküp sererler önlerine. Eski defterler açılır, hatıralar canlanır, küsülür, barışılır, nefretler alevlenir.
Kürtaj Hak Olursa Karar Kadınlara Kalır mı?
Esra Demir
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘’her kürtaj bir Uludere’dir’’ diye buyurmasının ardından, on haftalık yasal kürtaj süresinin sınırlandırılmasına ilişkin çalışmaların başlatıldığı haberlerini aldık. Erdoğan’ın bu çıkışı üzerine, yaşamın ne zaman başladığına ilişkin tıbbi ve dini bilgiler sandıklardan çıkartıldı. Ceninin insan olup olmadığı, dolayısıyla hak sahibi bir özne olup olmadığı belirlenmeye çalışıldı. Bu hummalı tartışma ortamında cenin üzerine söylenen her sözün, bizim bedenlerimize, cinselliklerimize, hatta hayatlarımıza dokunduğu elbette ki hakkıyla teslim edilemezdi. Belki de işte bu yüzden, biz de varız ve bu kararı biz veririz demek için, “kürtaj haktır, karar kadınların” diyerek ceninin yaşam hakkının karşısına kürtaj hakkımızla çıkıverdik. Böylelikle kürtajı, yani gebeliği sonlandırmak için yapılan cerrahi müdahaleyi bir hak olarak savunmuş olduk.
Tartışmaların daha ilk günlerinde Aksu Bora, kürtajın hak olarak tarif edilip edilemeyeceğine dair haklı bir soru sormuştu.[i] Çünkü yaşam hakkı, eğitim hakkı gibi bildiğimiz diğer haklar, hiç değilse teorik olarak, istenilen şeyleri korur ve buna göre tanımlanırlar.
Benim Bedenim/Bedenim Benim
Zeynep Direk
“Bedenim benim” diyen kadınlar, bedenlerinde gelişen bir yaşamı desteklemek yerine sonlandırmayı seçtikleri için vicdansızlıkla, zalimlikle suçlandılar. Sanki “benim bedenim” diyenler kürtajı bir diş çektirmeye indirgemişler, henüz insan olmamış bir varlık da olsa, bir kadının birkaç ay sonra kendi çocuğuna dönüşecek bir potansiyeli kaybetmesinin onun için acı bir yanı olduğunu görmezden gelmişler gibi.
Kürtaj tartışmasının iki kutbunda da haklar söylemi bulunuyor. Kürtaja karşı olanlar kutbunda, rahme düştüğü andan itibaren ceninin hayat hakkı olduğu savunulur. Kürtaj, insan haklarına aykırıdır, çünkü bu operasyon bir kişinin yaşama hakkını ortadan kaldırır. Cenin kişi ise, kürtajla varlığının ortadan kaldırılması cinayettir. Bu durumda, yasaca onanan ve sistematik bir biçimde yapılan kürtaj, başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da dediği gibi “katliam” olarak adlandırılabilecektir. Buna karşın kürtajın serbest olmasını/kalmasını savunanlar kutbunda ceninin bir “kişi” veya “insan” sayılabileceği öncülünün doğru olmadığı kabul edilir. Hamileliğin ilk haftalarında fetüs bölünen ve çoğalan bir hücreler öbeğinden ibarettir.









