Sandık
Sayı 29
Hep söylüyoruz, gündemi takip etmek önemli ama bir o kadar önemlisi, kendi gündemini yaratabilmek. Güzellik meselesi, kadınların değişmeyen gündemi olsa da, pek az konuşuluyor, güzellik politikalarına pek az girilebiliyor. Herhalde yeterince acil ve can yakıcı bulunmadığı için. Oysa dosyamızı okuduğunuzda bir kez daha hatırlayacaksınız, Zorla
Güzellik, acil ve can yakan bir sorun.
İdeolojik Bir Ayrım Olarak Popüler Kültür/Yüksek Kültür
Emine Ayhan
Edebiyat, sanat ve felsefenin konu edildiği kültür seminerlerinde adeta istisnasız gözlemlediğim bir hal, kültürün bir çeşit öte – dünya fenomeniymiş gibi yüceltilerek mistifiye edilmesidir. Katılımcıları böylesi yerlere götüren bütün olumlu güdüler bir yana, uzman konumundaki kişilerin bu makamın tadını çıkartırcasına ortamdaki büyüyü bozmamak ve yüksek kültür ürünlerine nüfuz etmenin güçlüğü fikrini pekiştirmek için hususi çaba harcamaları, ne kadar yüceltilirlerse yüceltilsinler, bana, konuşulan malzemeye ve figürlere ihanet gibi gelir.
Estetik, politik sezgisine, birikimine güvendiğim bir dostumla arada kafa dağıtmak için Bahariye’deki filmciye gidip çoğaltılmış film alırız. Benim bu saikle tercih ettiğim türler korku ve (romantik) komediyken, onunki genelde aksiyon ve komedidir. Neyse, bir gün komedide karar kılmışız, filmciye girmişiz. Arkadaşım, “Usta, Kolpaçino geldi mi?” diye sorunca filmcideki muhtemel ‘sanat filmi’ seyircilerinin aramızdaki farkı sezdiren, ayıran ve yerleştiren yan bakışları, hafiften seğiren atmosfer.
Sonuçta Popüler Kültür de Bizim Ananelerimizde Var
Didem Türe
“Görüntü güçlüdür. Aynı zamanda görüntü yüzeyseldir. Dönüştürülmüş halim sizin işte o altı saniye içinde vardığınız düşünceler. (…) Bugün benim için korkusuz olmak dürüst olmak demek. Bu sahnedeyim; çünkü ben modelim. Bu sahnedeyim; çünkü güzel, beyaz bir kadınım. Çalıştığım endüstri buna ‘seksi kız’ diyor.”
Cameron Russell, 2012
5 Harfliler: Kendi Nefesimizi Açıyoruz
Aksu Bora
Kimsenin önyargısı, bariyeri yok birbirine karşı. Herkes aynı amaç uğruna birbirine çok yakın duruyor. Tam bir “kafadar” grubu bu. Ayrıntılarda kaybolmamanın sırrı da bu herhalde.
1. Kimsiniz siz, üç harflilerle bir ilişkiniz var mı?
Hem var, hem yok! Sitenin adını kadın kelimesinin neredeyse ayıp sayılması üzerine, cinlere “üçharfli” diye hitap edilmesine istinaden koyduk. Bayan/kız/kadın ayrımından yılanlar için… Sitenin ana kadrosunda sekiz kişi kadarız, dışarıdan katılımcılarla beraber yirmiyi çoktan geçmişizdir. Çağla yazarlık, editörlük yapıyor, bir de hala öğrenci. Duygu fotoğrafçı. Kiraz, tarih alanında doktora çalışmasını sürdürüyor. Zeynep makine mühendisinden bozma yazılımcı. Oşu yazıyor, çeviriyor, basıyor. Nigar haberci. Feride şimdilik öğrenci. Deniz bir kadın örgütünün yayınlarından sorumlu.
Sayı 28
Feminist Tartışmalar
- ŞÖNİM’ler: Eski Sorunlar, Yeni Tartışmalar
- ŞÖNİM’den Koza’ya- Ebru Hanbay
- AKP’nin Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Masalı- Deniz Bayram, Selime Büyükgöze
- 3 Çocuk mu, 3 Kadın mı?- Zehra Tosun
- Sloganlar ve Etkileri Üzerine- Kızbes Seyhan Aydın
- Ne Olacak Bu Memleketin Hali (3) İktidoş – İfakat, Fitnat, Hayrünisa
Kişisel Bir Macera
Şaziye Silen
Beslenme meselesi ile ilgili kişisel dileğim, bu meselenin, cam tavanlarla çivili yataklar arasında sıkışmış kadınların her cepheden üstüne yıkılan “kişisel sorumluluk/kişisel tercihlerin bedeli” kılığında değil de, cinsiyet eşitsizliğini gören bir büyük resimde nereye müdahil olunması gerektiğini veya olunabileceğini işaret eden bir çerçevede gündeme gelmesi.
Bu yazıyı eskiden iyi vakit geçirmenin önemli öğelerinden biri olan “ne yesek” sorusundaki heyecanlı beklentinin, yerini son yıllarda nasıl sıkıntılı bir çaresizliğe bıraktığını, kişisel bir macera ile paylaşmak için yazdım.
Mesainin düzenlediği günlük hayatımda yemekle ilişkim, hafta içi günlerinde büfede ekmek olup olmadığına bağlı olarak; “pideci çorba da getirir mi” ile “bu akşam da kahvaltı yapılabilir bence” arasında değişiyordu. Son üç dört yıldır ise “beslenme” çevresinde çeşitlenen tuhaf bir performans sorunu daha hayatıma girdi, sanıyorum benzer hayatlar yaşayan herkesinkine de.
Araf: Toplum Annelerinin ve Hayat Memurlarının Genç Kızlara Karanlık Nasihatleri
Melike Koçak
Erkek kendi istediği, dilediği yola gidebilecek -ki bu bir araf dahi olsa o bunu tercih edebilecek- hep “ıssız”, hep “kaybeden”, hep “yalnız”, hep “yabancı”, hep “yeraltı insanı”… olacaktır. Kadınlarsa trajedilerin başkahramanı, cezaya ve cefaya mahkumgillerdir!
Bugün, sinema ve edebiyat anlattıklarına, gösterdiklerine dair alışıldık/bilindik algıları altüst etmediğinde söz ya da görüntü güdük ve cılız kalmaktadır. Beden, kimlik, toplum, cinsiyet, toplumsal cinsiyet vb. üzerine söz alan, bunlarla kendisi hesaplaşmadıysa sineması ya da edebiyatıyla toplumun tıkır tıkır işleyen totaliter çarkına yağ sürecektir. Oysa bedenin, aklın, eylemlerin eril ve baskıcı iktidarlarca kontrol edilmeye, denetim altına alınmaya çalışıldığı Türkiye toplumunda kadın ve erkeğe dair söylenecek her söz hazırkalıp zihniyetleri tedirgin ve rahatsız etmelidir -artık-.
Mutfağa Saklı
Gülşah Seydaoğlu
Yedi yıldır annesini görmemişti. Annesinin evine üvey evlat olarak yeniden kabul edildiğinde 11 yaşındaydı… Üç yaşındayken anneannesi ile bu evden gönderilmişti… Güzeller güzeli annesi, başına bir iş gelmesin diye orta Anadolu’nun bozkır kentlerinden birinde suskun, dingin, sade bir adamla erkenden evlendirilmiş, 14’ünde çocuk gelin, 15’inde çocuk annesi olmuştu. Annesinin evlendiği adamın dinginliği, karıncayı incitmeyen naifliği ve sadeliği, ufuksuzluğa uzayıp giden sarı, kuru, çorak bozkırın ürkütücü sessizliğini, renksizliğini bir o kadar da iddiasızlığını taşıyordu.
Bir Yanım Öbür Yanıma Düşman
Meral Akbaş
Nedir kustuğun?
“bunu kimseye söyleyemiyorumm”
Söylesen eğer, kim anlayacak seni?!
Kasıklarımda mağara gibi büyük bir yara.Doğurmakla öldürmek arasında uzun ince bir ip.
Delirmekle yemek pişirmek arasında kısa kalın bir kalas.
Gidip geliyorum.
Gidip geliyorum.
Her adımda b-i-r-ş-e-y eziyorum.
Şimdi o şeyi üzerine kusacağım.











