Başka Zamanlar, Başka Ruh Halleri: Muhit Resimli Aylık Aile Mecmuası

sahaf

Aksu Bora

Bir kenarcığında inci gibi yazmış adını: Feride Esat. Ve hemen altında tarih. 1931 yılının Muhit dergileri. Güzelce ciltletmiş; bez ve dikişli cilt.

Sahaflarda karşıma çıkan kadınlardan biri değil Feride Hanım. Kitapların üzerlerine isimlerini yazan, aralarında mektuplar, alışveriş listeleri, notlar, fotoğraflar unutan kadınlardan biri değil. Bıraktıkları bu izleri takip edip nasıl kadınlar olduklarını hayal ettiklerimden. Feride Hanım, benim çok sevgili bir hocamın, İpek Gürkaynak’ın annesi. Dergi cildini de bana o verdi. Güzel dikiş diken, harika yemekler pişiren bir kadınmış. Dikişlerini görmedim ama yemek reçeteleri bana kadar ulaştı, tarafımdan denendi, çok güzel oldu. Ayva reçeli kaynatırken “ayvayı sıkmaması için” şekerin sonradan eklenmesi gerektiği türünden tüyolar da cabası. Ama bunları dedim diye sanmayın ki Feride Hanım bir karavel saçlı kadındır; yuvanın dişi kuşudur, Amerikan tarzı bir mutfak ve buzdolabından başka hayali, beklentisi yoktur…

Zaten, 1930’lu yıllarda, ev hanımlarının ayva reçeli yapmayı, dikiş dikmeyi bilmesi yeterli bulunmuyormuş anlaşılan; en azından, Muhit Dergisi’nin bize anlattığı bu. Ev hanımlığı, yalnızca bir ailenin çekilip çevrilmesi anlamına gelmiyormuş, evlerde yaratılanın bir millet olduğu bilinciyle, kadınlardan “sorumlu yurttaşlar” olmaları da bekleniyormuş. Sorumlu yurttaşlık, millete gürbüz çocuklar yetiştirmekten çok daha fazlasını içeren bir biçimde tarif ediliyor Muhit Dergisinde; dördüncü “intişar senesine” girerken, bu tarifi şöyle yapmışlar: “Muhit, milletimizin büyük, belki de en büyük bir ihtiyacına cevap vermek üzere çıkmaya başlamış ve üç seneden beri aynı gaye ile intişarında devam etmektedir. Bu ihtiyaç, her medeni milletin ve her medeni insanın duyduğu ihtiyaç: öğrenmek, alâkadar olmak, anlamak, sanat heyecanı duymak ihtiyacıdır.” Bu ihtiyacın çeşitli kaynaklardan karşılanması gereğini belirttikten sonra, neyi yapmayacaklarını da söylemişler: “Ruhu hırpalayan, sinirleri bozan, fena ihtirasları alevlendiren, yüzleri kızartan yazılar, gençliğin ahlakını tehdid eden yazılar, Muhit’in sütunlarında yer bulmaz. Muhit’in hikayelerinden ve muhayyel bediiyatından bütün mektepler ve bütün aileler emindir; çünkü okuyucuları Muhit’in öz evlatları ve en samimi dostlarıdır”.

Başvekil İsmet İnönü’nün “yavrusile” çekilmiş fotoğraflarını, Recep Peker’in Cumhuriyet Halk Fırkası Programının İzahı hakkında “pek mühim konferansı”nı da bulabilirsiniz Muhit’te, Sümerlilerin lisanı üzerine yazılar da, “Portakal Kralı Ahmet Bey”le yapılmış bir mülakat da.

Resimli Aylık Aile Mecmuası olduğu için, ailenin farklı fertlerine yönelik özel bölümler de var- yemek, dikiş, moda ve ev yönetimine ilişkin bilgilerin verildiği sayfalar yanında, “dimağ işçilerinin” nasıl beslenmesi gerektiği yahut çocuk mahkemelerinin nasıl önemli bir toplumsal işleve sahip olacağı üzerine yazılar da var.

Tefrika edilen aşk öykülerinin çoğu, çeviri. Ama bunlar tam metin çevirileri değil, pek çoğu Seniha Sami tarafından özetlenerek çevrilmiş ve bu, “nakl eden” olarak belirtilmiş. Aşk, genellikle mutlu sonla biten bir hikaye burada. Bazen bazı yanlış anlamalar olsa da, işler genellikle yoluna giriyor, alınması gereken dersler alınıyor; tutku ve çelişki değil, öğrenme ve ilerleme anlatılıyor; kimi zaman küçük bir yalanın nasıl istenmeyen şeylere yol açabileceği, kimi zaman çocukların sevgiyle terbiye edilmesi gerektiği. Tutku ve heyecan yerini sükunet ve akla bırakmış gibi.

Edebiyattan anlayan, dünya ve memleket işlerine kafa yoran, “tufeyli”lerden hiç mi hiç haz etmeyen, yurttaşlık bilinci gelişkin bir kadın Feride Esat, işte bu sükunet ve akıl çağının kadını. Evinin duvarları içinde yaşayıp gitmez, kızı için kurduğu hayaller de onun evlenip çoluk çocuğa karışmasından ibaret değildir (İpek Hoca, Amargi’nin 18. Sayısında, Evin Halleri diye bir yazı yazmıştı, Feride Hanımı oradan da okuyabilirsiniz. 10. Sayıdaki Cinsiyetlenme Sürecimin Karşılaşmaları yazısından da.)

Cumhuriyet öncesinde ve sonrasında kadın hakları için mücadele eden kadınların varlığını öğrendiğimizde nasıl bir heyecan duyduğumuzu, bu kadınları nasıl merak ettiğimizi hatırlıyorum. Cumhuriyet Kızı olmanın ne anlama geldiği üzerine epey bir konuştuk, yazdık, düşündük. Ama onların kızları, Feride Hanımın kuşağı üzerine bilgimiz büsbütün az. Nasıl bir zamanda, hangi etkilerle, neler umarak, nelerden korkarak yetiştiler? Onlardan ne beklendi, kendileri ne istedi? İpek Hoca bana annesinden kalan bu Muhit Dergisi cildini gönderdiğinde, bu soruların hiç olmazsa bazılarının peşine düşebileceğimi anladım. Evet, kadınların kendileri yoktu burada ama içinde yaşadıkları zamanın kelimeleri vardı; belki de nasıl bir pathos içinde yaşadıklarını hayal edebilirdim. Aylarca elimden düşmedi Muhit cildi. Bazen bir tefrikayı takip ettim, bazen giysi modellerine baktım, sağlık üzerine nasıl konuştuklarını dinledim…

Keşke Feride Hanımdan kalan, değer verdiği, okuduğu anlaşılan bu dergilerle kendi yazdığı yemek tariflerini, elceğiziyle diktiği elbiselerle çektirdiği fotoğrafları, kızına yazdığı mektupları karşılaştırabilsek; keşke elimizde başka kadınların başka mektupları, fotoğrafları, anıları da olsa. Bütün bu akıl ve sükunet hikayesini acaba onlar bize nasıl anlatırdı?

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir