Sandık

Mısır’da Ordu ve Ekonomi

Zeinab Abul-Magd/ Çeviri: Biray Anıl Birer

Makarna, soda ve tüp üretimi ve benzinlik hizmetleri ordu sırrı sayılmalı mıdır? Ya da, bu işletmelerle ilgili halk içinde konuşmak vatan hainliği midir? Mısır Silahlı Kuvvetleri’ne göre bu soruların cevabı “Evet”.

Ekonomide ordunun rolü halen Mısır siyasetindeki en büyük tabulardan biri. Son 30 yıldır ordu, büyük ekonomik yatırımlarını gizlemekte ve bu konuda şeffaflıktan kaçınmakta ısrar ediyor. Mısır Silahlı Kuvvetleri, Mısır ekonomisinin büyük bir kısmına sahip; tahminlere göre yüzde 25-40 arasında bir orana. Bu işletmeleri yönetme sorumluluğu ordu generalleri ve albaylarına ait ama onlar bu görev için gerekli deneyime, eğitime ve vasıflara sahip değil.

Share Button

Gezi Parkı Çocukları

Gökçe Zeybek Kabakçı

Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar, Güneşli Günler…Artık Nazım’a inanmak için bir nedenim var: “Gezi Parkı Çocukları

28 Mayıs’tan beri hayat bir başka akıyor. Gündelik yaşamın seyri tamamen değişti. Hiç bitmeseydi denen tatlı bir rüyayla, bir karabasanın tam ortasında arafta bir yerlerdeyiz. Bir tarafta korkunç bir polis şiddeti ve kibir, diğer tarafta cesaret, duyarlılık, dayanışma ve direniş. İnsanların din, dil, etnisite, politik tercih, inanç fark etmeksizin, kendiliğinden bir araya gelişinin; kentine ve demokrasiye sahip çıkışının; “yeter artık” deme kararlılığı gösterişinin öyküsü tüm bu yaşananlar. Aynı zamanda iktidarın kendini tehlikede hissetiği anlarda ne kadar zalim olabileceğinin, baskının ve zulmün yakıcı bir kanıtı. Üç maymunu oynayanların, iktidarın konforlu alanında gezenlerin, yüzü kızarmayanların, iktidardayken muhalefet olmayı başaranların, korkan ve korktukça daha çok yakıp yıkanların, öfkenin, şiddetin, yaranın, acının, ölümün de ifadesi. Toplum olarak mutsuz, kızgın ve yorgunuz; ama bir o kadar da mutlu ve umutlu. Ülkemizi, insanımızı daha birçok sevdiğimiz, ’90 kuşağına güvenimizin arttığı, yaşadığımız şehrin gözümüze daha bir güzel göründüğü günlerdeyiz.

Share Button

90’lar mı Dediniz?

Ayça Örer

Bilmiyorum ki nasıl anlatsam? Bu yazının başına oturduğumun ikinci haftası. Her şeyi bu kadar zor kılan, anlatılanın bu sefer benden de bir hikâye olması. Nasıl diyeyim? Zor bir gençlik geçirdik biz işte. Parçalarımız savruldu. Zamanla toparlandık. Ağız dolusu gülmek gibi şeyleri pek tadamadık. Ağız dolusu gülerken, bir yerde katıla katıla ağlayan insanların varlığını ta içimizde hissettik. Çocuktuk, büyüyüp tamamlanacağımız yıllarda hepten eksik kaldık. Kısaca, maziye bir baksanız, neler neler bıraktık.

Şimdi sondan başlayalım…

Share Button

Bunlaaaarrr!

Şehlem Sebik, Dilara Kızıldağ 

Türkiye’de mücadele geleneği şiddete dayalıdır. Biz böyle gördük, böyle bildik. Direnmek ciddi bir iştir. Fakat polisin şiddetine karşı polise çiçek atan, öpücük gönderen bu mizahi ve şiddetsiz mücadele de nereden çıktı? Bunlaarr mı çevreci? Bunlaarr mı dış mihrak? Ama cibiliyeti belli bunların.

31 Mayıs sabahından beri bir düşün içinde yaşıyoruz! Sokağa çıkarken bir randevuya gecikecekmiş gibi mutlu ve telaşlı hallerimiz, ağzımız kulaklarda şaşkınlık anlarımız, tanımadığımız insanlara hal hatır sorma, herkesi kollama hevesimizle biz bir başka olduk. Bu umutlu, heyecanlı halimizi başkalarının da gözlerinden okuyunca, başladık ses kayıt cihazımızla kapı kapı dolaşmaya.

Share Button

Sayı 30

Amargi Sayı 30

Şimdi üzerinden azıcık bir zaman geçmişken o soru halen geçerli: Neydi Gezi?
Kürdistan’da otuz küsur yıldır insanların maruz kaldıkları şiddetin yüzbinde birini görünce…Kendini onlarla karşılaştırmanın şımarıklığı…Eee, nasıl oluyormuş bakalım? Meğer bu çocuklar o kadar da apolitik değillermiş…Meğer biz ne komikmişiz…Meğer o kadar da yalnız değilmişiz…
Mısır üzerine iki çeviri, kitaplar, dedikodular, dünya haberleri, dertleşmeler…

Share Button

Susma Haykır Demek O Kadar Kolay mı?

shout

Anonim

Dergiye gelen çok sayıda taciz tanıklığı oluyor. Çoğu isimsiz. Keşke taciz deneyimleri üzerine konuşmak üzere bir araya gelen gruplar olsa, keşke her birimiz tacize uğradığımızda kendimizi bu kadar yalnız hissetmesek, keşke tekrarlandıkça soyutlaşan “kadına yönelik cinsel şiddet”in bu somut, bu can yakan halini unutturmayacak bir dil geliştirebilsek.

Aşağıda, iki tanıklık okuyacaksınız. Her şeyden önce, bizimle bu tanıklıkları paylaşanların ve varlıklarından haberdar olduğumuz suskun kadınların kendilerini daha az yalnız hissetmelerini istiyoruz. Sonra, bu berbat konunun bir hukuksal/psikolojik yardım meselesi haline getirilip politik gündemin dışına itilmesine itiraz etmek istiyoruz.“Hafif taciz” ile “cinsel saldırı” arasındaki ayrımları ince ince oluşturmaya çalışmanın anlamı üzerinde düşünmek istiyoruz. Cinsel taciz ile kadın cinayetleri arasındaki bağı unutturmamak istiyoruz… Feminist hareketin yirmi beş yıllık mücadelesinden damıtılmış sözcükleri hatırlamak, hatırlatmak istiyoruz.

Share Button

Ben Güzele Güzel Demem

Ayşe Sağlam

Entelijansiyada ataerkil zorbaların güzellikle imtihanı…

Eğer işin içinde sanat varsa, sanatçı kadın her şeyi yapabilecek, hiçbir şeyi asla ayıp veya tuhaf bulmayacak kişi olarak kabullerde yerini alacaktır. Bunun aksini ifade eden en ufak tutum karşısında kınanma, hafifsenme, ciddiye alınmama hatta sanatının sorgulanması gibi dolaylı ve gölgeli yaptırımlarla karşılaşmayı da göze alacak kişi, sözünü ettiğimiz ‘sanatçı / özgür kadın’dır.

Bazen kavramlar, içi çoktan boşaltılmış; neredeyse yerinde yeller esen kimi duygulanımları nitelemekte yetersiz kalıyor. Biri sana hikâyeni yanına al, kavramını da doğruca yerine iliştir ve yapabiliyorsan anlat dediğinde o duygular zamana tutsak birer hayalet gibi gezinmeye başlar. Ama üzerinden zaman geçmiş yaşanmışlıklar, ne kadar renkli kurgularla beslenseler de hep biraz eksik kalacaklar. Hal böyleyken zorlanmış güzelliğin hikâyesi olur mu?

Share Button

Çok Güzeliz Anam Biz

Didem Türe

Her şey güzel olsunculuk bir çocuğa sökmez. Söktürmeyeydik iyiydi. Söke söke alıyoruz ama güzellik arzumuzu. Ne meraklısıymışız güzelin.
Yaz gelmiş mis gibi bütün renkler güzelken ben nasıl derim içimizden biri de çirkin diye.

House MD: “Seni gerçekten üzen şey ne? İşe seçilirken genetik avantajının zekân değil de güzelliğin olması mı?”

Kocaman bir reklam tabelası Bahçeli’nin orta yerinde “Ne kadar fitsen o kadar sensin”. Neden? Çünkü yağdan özünü seçemiyoruz. Senin sen miktarın= kilo / boyunun karesi.

Kate Moss mesela zayıflık ve güzellik timsalidir. Geçen okudum, neymiş efendim Kate Moss’u o kadar fotoşoplamışlar ki kandırılıyoruz demiş tüketici.

Share Button

Beden, Bakım, Estetik ve Performans

Aslı Çoban

Bir gün spor salonunun soyunma odasında diğer birkaç kadına göğüslerini gösteren 20li yaşlarında bir kız gördüm. Tereddütle içeri girip giyinmeye koyuldum. Kız göğüslerini “yaptırmıştı” ve diğer kadınları bu operasyon konusunda bilgilendiriyordu. Derken 30lu yaşlarındaki kadınlardan biri pantolonunu çözdü ve karın yağlarını özelliksiz, konuşma akışında hiçbir değişiklik yaratmayan sıradan bir diğer ifade gibi, avuçlayıp çekti ve bunlara ne yapılabileceğini sordu. Gevşemişlerdi. Sanki mutlak dolaplarının kapaklarında dökülen boyalar vardı da kadın çekmiş onları gösteriyordu.

Güzellik meselesi bağlamında, bedenlerin plastik olma hallerinin, estetik ameliyatlar ile diğer müdahalelere kıyasla (egzersiz, diyet ve kozmetik) çok çok yükselmiş olduğu bir vakıa. Güzellik arayışına yönelik bu hızlı ve kolay alternatif, giderek yaygınlaşıyor. Estetik cerrahi endüstrisi gelişiyor, estetik operasyonu olumlayan söylem yayılıyor ve kadınların ilgisi de artıyor. Peki feminist politika, estetik amaçlı cerrahi müdahaleye nasıl yaklaşabilir?

Share Button

Rüzgarın Adını Bulursam Gidiveririm Gibi Geldi

İrem Çağıl

Orman çağırdığında gitmek, gölge gibi ilerlemek, hayat/ölüm/hayat döngüsüyle yüzleşmek, vahşi bedene izin vermek, zedelenmiş içgüdüleri iyileştirmek…

Uzuuun bir yolculuğun sonunda bir taşın altında incecik bir filiz buldumdu. Yüreğime koydumdu. Filizim büyüdü tohuma kaçtı, çiçek verdi, vadesi doldu, kurudu. Şimdi yine parmaklarım kuru, ruhum daracık bir kutuda sıkışık, cümlelerim yeşermiyor. Eklemlerimde dikişler, üzerimde etrafımda fazlalıklar, karanlıklar ruhumu zehirliyor. Kapatıyorum, kapanıyorum. Kurtardığım boşluklara şarkılar dinletiyorum. Rüzgar gibi şarkılar, yaşlı zeytinlerin delikli gövdelerinden geçenler gibi “bir muazzam, bir uçsuz bucaksız hayat”ı içime doldursun, yankılansın, evrenin nefesi iz dolu yüzeyleri süpürsün, yaladığı yerleri öpsün iyileştirsin istiyorum. Ferahfeza Taksim’ler filan. Hafifçe, süzülerek, göğün altında yaşamanın hissini hatırlamak için, yolda olduğum zamanları unutmamak için.

Share Button