Etiketler: arşiv

Bir Sır Hazinesi Olarak Kadınsal Taktikler

Ayça Örer

Kadınsal taktikler denilen şeyin “Kendini açıp saçma el âlem önünde” diskurunun rafine hali olduğunu söyleselerdi, sanırım şu boşa geçen seneleri harcamazdım. “Öküzün önde gidenisin!” yerine “Bugün kalbimi çok kırdın canım” demeyi meziyet sayanlarla masaya oturalım. Erkeklerin bizim yüzümüzden bir türlü vakıf olamadığı gerçekleri bir ucundan tutma zamanıdır.

O’nlara bu’nlara şu’nlara

Hatırladıkça hâlâ yüzümü al al eden şirretlik vakalarıyla beraber dünyanın en masum insanı olmadığım aşikâr. Buna rağmen salon kadını duruşumu bozmadığım anları düşündükçe kendimi “nasıl oldu da sesini çıkarmadın a zırtapoz ezikliğim” demekten de alamıyorum.

Misal, geçen aydan.

Doing doing…

Facebook’ta bir vesileyle “arkadaş” olmuşuz, dört cümlede bakmışsın samimiyiz. Hemen siz aşılmış, sen’e ulaşılmış, sürekli yanıtsız geçen sohbetlerde “Ayça???” diye ayarımız bile var.

Share Button

N’olacak bu feminizmin hali?

Emine Ayhan & Aksu Bora

Aksu: Nancy Fraser’in şu “baştan çıkarma” hikâyesine ne diyorsun? Hain neoliberal kapitalizm tarafından kötü yola sürüklenen feminizm hikâyesine?
Emine: Öncelikle Fraser’ın üslubunu semptomatik, bu üslubun içerimlerini ise sorunlu buluyorum. Feminizm gibi toplumsal bir hareketin politik-ekonomik bir uğrak olarak neoliberalizmin “odalığı” olduğu, ona “hizmet ettiği,” “ekmeğine yağ sürdüğü,” onunla “tehlikeli ilişkiye girdiği,” “endişe verici bir dansa” tutuştuğu (M, 18), onun tarafından “baştan çıkarıldığı,” “ağzına bir parmak bal çalındığı,” hatta “iğfalcilerin eline düştüğü” (M, 18) gibi son derece dramatize bir dil dünyası bu. Sanki Fraser tarihsel durumlardan değil de, biri iyi (kadın-feminizm) diğeri kötü (erkek-neoliberalizm) iki kişi arasında geçen bol ayartmalı ve hastalıklı bir aşk hikâyesinden bahsediyor. Söz konusu kişileştirici ifadelere eşlik eden alarmist ve sansasyonel ton da ayrıca dikkat çekici: “kaygılıyım,” “kaderin cilvesi,” “ikisi -feminizm & neoliberalizm- arasında gizli bir benzerlik mi var acaba?” (M, 19); “kötü bir zamanlama” (M-13), vs. Ortada basit bir üslup meselesinden öte, yazarın tarihsel durumları anlamlandırma biçiminde temel bir zafiyet olduğuna işaret ediyor bu ton.

Share Button

Geçse de yolumuz, bozkırlardan…

Alara Çakmakçı

Kadınların ve kadınlığın tarihsel ve öznel deneyimlerinden yola çıkan, bu yaşanmışlıkları ortak bir geçmiş tabanında irdeleyen, farklı motivasyonlara ve anlayışlara sahip karakterlerin hikâyelerinde, baskın eril bakışın ve bu bakışı temsil edenlerin ister istemez anlatılarda geri planlara itildiği ve hatta egemen olanın tersine yok sayıldıkları, anlatı içinde yalnız birer motif oldukları görülür. Bu anlatılarda kadın, geçmişinin, bu geçmişin ona yüklediği sorumlulukların ve yüklerin farkında, gerçek bir özne konumundadır.

İki kadın ve iki erkeği bir masa etrafında yemek yerken izlediğimiz, zamandan ve mekândan arındırılmış “Canavarlar Sofrası”nda Ramin Matin, insanlar arasında kurulan ilişkilerin yapaylığına, insanın içinde varolan şiddet, açlık, şehvet gibi dürtülerin uç noktalarına vurgu yaparken tek mekânda güçlü bir atmosfer yaratmayı başarmış ve tartışılmaya açık deneysel bir film ortaya çıkarmıştı.

Share Button

Sayı 32

sayi32

İşte kalbiniz kadar temiz bu dergi, sırlar hakkında hasbıhal etmeye koyuldu. Bir kadınlık bilgisi olarak sır ve herkesin bildiği sırlar hakkında yazılarımız var. Devletin, milletin, ailenin sırları hakkında. Kişisel sırlarımız, ifşa etmek için yanıp tutuşulan sırlar…
Kâh insanın kalbini çürüten sırları konuştuk, kâh kalbin sırrının dökülmesinin nasıl bir felaket olabileceğinden bahsettik. Konuştukça,açıldıkça, düşündükçe bir kez daha fark ettik ki, dünyanın bütün sırları birbirine bağlı. Sırgeçirmez bir ışın olsa da bu bağları, bu örümcek ağını gösterse, sır perdesinin gerçekliği örtmediğini, tersine, gerçeğin ta kendisi olduğunu anlayacağız.

Share Button

Sayı 31

sayi31

Kimininki Alınganlık, Kimininki Hassasiyet!

Çok hassas bir dönemden geçiyoruz… Millî hassasiyetler bir taraftan,dinî olanlar zaten hep, erkeklik gururuydu takım ruhuydu… Çok hassasız sizin anlayacağınız. Dokunsanız patlarız.

Alınganlık kadınlara mı özgüdür? İnsan şu dünyadan pek bir şey alamadığında mı biraz alıngan olur?

Neyden alınırız en çok? Kimden?

Share Button

İzmir’de Seçime Giderken

Gülizar Aytekin

Sömürünün objektif birçok yönü alışkanlıkla ilgilidir. Alışkanlıklarınızı değiştirebilirseniz, yeni ve farklı alışkanlıklar edinmemiz daha doğal gelişecektir ki bu büyük bir adımdır. Bulaşıkları yıkar, evi temizler ve bunları yaparken de daha az erkek hissetmezseniz, yeni alışkanlıkların gelişmesine yardım ediyorsunuz demektir…

Cinsiyetçi değilmiş gibi rol yapın ve böyle oynamayı sürdürün. Bunu bir oyun gibi düşünün. Özel düşüncelerinizde dilediğiniz gibi, kadından daha üstün olduğunuzu düşünün. Ancak bu oyunu ne kadar inandırıcı oynarsanız – yani bulaşıkları yıkar, alışverişi yapar, evi temizler ve çocuklarla ilgilenirseniz – örneklemeler yaratıyorsunuz, özellikle maço pozlarındaki birçok erkeğe. Esas sorun ise benim buna inanmamam. Söylediklerinizi yapmayı sürdüreceğinize inanmıyorum. Bulaşıkları yıkamak bir şey, her gün ama her gün çocuk bezi değiştirmek başka bir şey…

Simone de Beauvoir (1)

Parti liderleri yerel seçimlere ilişkin yaptıkları konuşmalarda eksik oldukları konular hakkında vaatlerde bulundular. Bunların en önemlilerinden biri de uygulayamadıkları cinsiyet kotasıydı. Bu yüzden yerel seçimlere az bir zaman kala yerele ilişkin kadın temsili, gündemlerimizin başına taşındı.

Share Button

Hêvî LGBTI İnisiyatifinin Kurucusu ve Aktivistiyim: Adayım

hevilogo

Asya Elmas

Ben Asya Elmas,

Gezi Parkı direnişiyle beraber aktif olarak LGBT hareketinin içinde yer aldım. Aynı zamanda hêvî LGBTI inisiyatifinin kurucusu ve aktivistiyim.

Gezi parkı direnişinden sonra LGBTI hareketi ‘Siyasi Talepler ve Katılım Platformu’ adı altında toplantılar düzenledi. Ben de bu toplantılara katılan bir aktivisttim. Aldığımız kararlar doğrultusunda artık LGBTI bireylerin de yerellerde belediye meclislerinde bizi temsil edip haklarımızı savunması ve belediye hizmetlerinden daha iyi yararlanmamız için aday olması fikri çıktı ve aday aranmaya başlandı. Benim grubum hêvî aktivistlerindeki arkadaşlarımızla yaptığımız toplantılarda neden trans sex işçisi bir arkadaşımız aday olmasın dendi. “Hem görünürlük ve hem temsiliyet açısından en iyi aday sensin, aday olmalısın” görüşü hakim oldu. Ben de arkadaşlarımın desteğiyle aday olmaya karar verdim.

Share Button

Antep ve Yerel Seçimler

Ayşe & Fatma (Antepli Feministlerden)

Gaziantep’te yerel seçimler birçok adayın yarıştığı heyecanlı ve çekişmeli bir havada başladı. Hemen hemen her siyasi partiden çok sayıda aday adayı, henüz kesinleşmeden reklam panolarında, yerel basında boy göstermeye başladı, aday olacaklarını ilan etti. Erkek aday adaylarının yanı sıra çok sayıda kadın aday adayı da vardı ancak belediye başkanı ve meclis üyesi aday listeleri açıklanmaya başlandığında ciddi bir hayal kırıklığı oldu. Aslında özellikle AKP, CHP ve BDP il yönetimleri kadın adaylarına özellikle belediye meclis üyeliği listelerinde yer vermek istedi. AKP ve CHP’de dikkat çeken nokta, kota meselesinin zorunluluk olarak algılanmasıydı. Bu yüzden olsa gerek bu partiler kadınlara ilk listelerde yer vermişti. Listeler merkezin ve il yönetimlerinin müdahaleleri ile defalarca değişime uğradı. Belediye meclis üyeliği listeleri kesinleşmeye başladığında sıralamalar ve kadın adayların sayıları hayal kırıklığını perçinledi.

Share Button

Kadınların Yazma Serüveni

yazmak

Neslihan Cangöz

“Kalem simgesel bir penis midir?” Sandra M. Gilbert & Susan Gubar,feminist edebiyat eleştirisinin kurucu metinlerinden The Madwoman in the Attic (i) adlı kitaplarına (1) bu provakatif soruyla başlarlar. Ve devam ederler: “Gerard M. Hopkins belli ki böyle düşünüyordu. Nitekim 1886 tarihli bir mektubunda şöyle yazmıştı: ‘Bir sanatçının en hayati niteliği ustaca icra etme, yapma niteliğidir ki bu erkeklere bahşedilmiş ve özellikle erkekleri kadınlardan ayıran bir yetenektir… [E]rkek vasıfları tanrı vergisi yaratıcı yetenektir”(3). Gilbert & Gubar’a göre 19. yüzyılda “erkek cinselliği, sadece kıyasla değil fakat fiili olarak edebi gücün özü” olarak görülmektedir (4). İngilizce to father fiilinin anlamının vücuda getirmek, icat etmek olmasından hareketle, Gilbert & Gubar, dünyayı vücuda getiren Tanrı gibi yazarın da kendi metnini vücuda getirdiği patriarkal kavramının Batılı yazın dünyasında yaygın olduğunu ve Edward Said’in (ii) de gösterdiği gibi, yazar (ing. writer), ilah ve ailenin babası (lat. pater familias) kelimeleriyle bir tutulan müellif (yaratıcı yazar, ing. author) kelimesinin bu metaforu içerecek biçimde kurulduğunu ifade eder. Onlara göre patriarkal Batı kültüründe metnin yazarı, baba, ata ve kalemleri penisleri gibi üretme gücünün aracı olan estetik patriarklardır. Erkek author aynı zamanda “yazın adamı”dır, kendinin ilahi eşi, her şeyin tek yaratıcısı Allah Baba (Father God) gibi baba, üstat, hükümran ve maliktir.

Share Button

Keşke Siz de Zerdüşt Olsaydınız

Hidayet Tuksal

Başörtülü kadınlar yıllardır başörtüsünü bir suç, bir dışlanma ve ayrımcılık nişanesi olarak taşımanın dayanılmaz ağırlığı altında eziliyorlar. Birilerinin dalga geçer gibi “hani nerede Kürt sorunu, ben baktım baktım göremedim” demesine nazire yaparcasına, yıllardır başörtüsü sorunu da, görmek istemeyen gözlerin görmediği bir sorun olarak yaşandı durdu. Bir metrekarelik bir bez parçasıydı altı üstü, zaten zorla takılıyordu, varsın çıkarıp atıversinlerdi… Evet dayatmaydı belki yapılanlar ama, kadınların iyiliği içindi bunlar, bir kere açtılar mı, büyük bir özgürlüğe kavuştuklarını onlar da anlayacaklar ve minnettar olacaklardı. İş bu iyiliğin hayata geçmesi için, üniversite kapılarına güvenlik kulübeleri kuruldu, yetmedi ikna odaları açıldı. Eee, bu yakınlarda bir büyüğümüzün tekrar hatırlattığı gibi, “nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdirden anlamayanın hakkı kötektir” kaidesince, uslanmayan, akıllanmayan başörtülü genç kızlar, yaşını başını almış kadınlar, okullardan kovuldu, işlerinden atıldı. Bu nankör kadınlara bu cezalar az bile gelirdi ama onları idamla yargılamak için Malatya’daki mangal yürekli hakim gibi esaslı hakimler gerekti. Onlardan da pek fazla bulunmuyordu ne yazık ki.

Share Button