Sandık

Siyaset Adaletin Tesisidir

Nilgün Toker

Sadece zulme ve adaletsizliğe uğrayanların adaleti düşündükleri ve talep ettikleri bir dünyada, adalet, ancak mazlumun ve mağdurun gramerinde yer bulabilir. Bu durumda da güçsüzler ve güçlüler arasındaki denklem bozulmadan, adalet, güçsüzlerin güçten talebine dönüşür ve adaletsizlik sistemi bir kez daha meşrulaşır. En iyi ihtimalle “adil bir güç”ün, adil olmayan bir “güç”ü kontrol etmesi ve adaleti sağlamasıdır talep edilen. Adaletsizliğe uğrayanların kendi adaletlerini sağlama yetkilerini çoktan devrettikleri bir devlet sisteminde, adaletin tesisi egemenliğin ellerine bırakılmış ve dolayısıyla tümüyle “hukuksal” bir edim olarak tanımlanmıştır; artık adalet “mahkeme”nin ve yasa uygulayıcılarının yetkisindedir. Yargıçların ve yasa uygulayıcılarının adaleti tümüyle yasallık olarak tanımladıkları, dolayısıyla da kural koyucu gücün icracısı oldukları bir yapı içinde, adaletsizliğin bizzat yasadan kaynaklandığı açıktır. O halde adaleti sağlayacak olan yasanın adaletsizliği söz konusudur ve şimdi yapılması gereken yeni bir adalet ölçütü aramak ve adaletin ne olduğunu sorgulamaktır.

Share Button

Affedememek

Emel Uzun

Affetmek üzerine düşünmek, kendini önceleyen kederi cağırıyor, biraz kekremsi bir tad bırakıyor insanın ağzında telaffuzdan hemen sonra. Bir yutkunmak bir de derin nefes almak gerekiyor boğazdaki yumruyu cıktığı ve her an tekrar cıkmak icin bekledigi kuytuya gönderebilmek için. Her zaman bu kadar kolay değil tabii. “affettim” dedikten sonra ne oldu, neden benim basıma geldi, neden ben haklıydım da o nasıl haksızdı, nasıl affeden ve affedilen roller bu kadar ayan beyan döküldü ortaya, (hak ölçülebilen, derecelendirilebilen birsey mi ki?) ya giden kalabalık ve gürültülü bir soru silsilesini cağırıyor. İsin yoksa nasıl affettiğinin zihinsel dizgesine bak varsa bir meşru nedenin onu bul çıkar sonra kendini yeniden ikna et affetmiş olmak için.

Share Button

Mekanım Kadınlık Olsun

Ayşegül Sönmez

“Bakmanın cinsel politikası çerçevesinde şekillenmiş olan bu öğeler, bakışın belirli bir sosyal örgütlenmesinin sınırlarını çizer, bu da cinsel farklılığın belirli bir sosyal düzenlemesini yerleştirir. Kadınlık hem koşul, hem de sonuçtur(…)”

Renoir’ın yaptığı loca resimlerinden Manet’nin Musique aux Tuileres‘sine, Monet’nin park manzaralarına kadar pek çok tablo, burjuva erkek ve kadınların vakit geçirdikleri alanı kapsar. Griselda Pollock’un ünlü makalesi Modernlik ve Kadınlığın Mekânları‘nın konusu da bu alandır. Ya da alansızlık.

Pollock şöyle yazar: “Modern sanatın temel direkleri olarak benimsenmiş kanonik eserlerin çoğunun bu alanla, cinsellikle ve cinselliğin bu biçimiyle, yani ticari alışverişiyle uğraşması çarpıcı bir olgu. Picasso’nın Avignonlu Kadınlar‘ına kadar tablolarda işlenen pek çok genelev sahnesini ya da bir başka formu, sanatçı yatağı sahnesini düşünüyorum.

Share Button

Kadınlar, Tarih ve Biyografi Üzerine

Handan Çağlayan – Selda Tuncer

Ötekini oku, derinde, dipte duranı- Lev Tolstoy

Lev Nikolayeviç Tolstoy, Anna Karenina[1]’nın girişinde, bütün mutlu ailelerin birbirine benzediğini, her mutsuz ailenin mutsuzluğunun ise kendine göre olduğunu ifade eder. Bu değerlendirmeyi, biyografik eserlere de uyarlamak mümkün. Klasik biyografiler (ve otobiyografiler) tıpkı mutlu aileler gibi bir çeşittir. Ortak bir kurguyu paylaşırlar ve genellikle birer başarı öyküsüdürler. Anlatılan hayat, sanki daha başından tasarlanmış, belirlenmiş bir hedefe doğru yönelmiş doğrusal bir akış olarak sunulur. Biyografinin öznesi hep rasyoneldir, her şey çok sarihtir ve olay daha çok kamusal alanda geçer.[2]

Klasik biyografiler, bu özellikleriyle klasik tarih yaklaşımının çocuğu da sayılabilir. Zira klasik tarih yaklaşımının özneleri de liderler, komutanlar, büyük büyük adamlardır ve anlatılan hikâye onların başarılarına dairdir.

Share Button

Devleti Affetmek ve Travma Üzerine

Melek Göregenli

“Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı tercih ederim” –Ulrike Meinhoff- ya da “Parçalanmış bir hayatın hikâyesi ancak parçalar halinde anlatılabilir” –Rilke-“

Utanç, devletin canını yaktığı her insanın ilk duygusudur; kolay kolay adı konulamayan, aynada her kendiyle bakıştığında hissettiği, her hatırladığında gözlerini kendinden ve herkesten kaçırmasına yol açan. İnsan, devlet her canını yaktığında hele yalnızsa daha da çok utanır. İnsanı, devletin şiddeti karşısında yapayalnız olduğunda utandıran, acı veren, faille arasındaki mesafedir. Bu mesafeyi yaratan acı çekene “mağdur”, çektirene “fail” denmesiyle başlar belki de. Can yakanı tanımamak, ona hiç dokunmamış olmak, can yakanla canı yananın belki de hiç göz göze gelmemesini sağlayacak olan, bu ilişkinin, kişisel olmaktan çıkıp, “mağdur” ve “fail” ilişkisine dönüştüğü o hukukun terimlerinin benimle onun arasına girdiği yerde başlıyor, tam orada iktidarın en zalim hali olarak politikleşiyor.

Share Button

Şafak Pavey’le Söyleşi

Ezgi Sarıtaş – Lütfiye Kelleci Birer

Devlet Engelli Çalıştırmayı Yasalaştırdı ama Kurumları Yasayı İhlal Ediyor

Şafak Pavey, CHP İstanbul milletvekili. Meclis açılışında protezli bacağıyla etek giymesini kendisinden başka herkes sorun etti, ama o, bu durumu bir engelli hakları problemi haline getirerek, meclis binasının engellileri engellemeyecek biçimde düzenlenmesi gerektiğini söyledi.

Pavey’le engellilere ilişkin politikalar hakkında konuştuk…

Türkiye’de engellilik ve kadın meseleleri daha çok aile çerçevesinde ve diğer sosyal politikaların yanı sıra ele alınıyor. Türkiye’nin engellilik ve kadın alanındaki politikaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Aslında, sorun doğru ele alındığı sürece bence hangi başlık altında ele alındığının gerçekten bir önemi yok. Ama doğru olarak ele alınmadığı düşüncesindeyim. Buna en iyi örnek olarak kendimi vermek isterim.

Share Button

Affetmek mi?

Saime Tuğrul

“Af ölüm kamplarında öldü” (Jankélévitch 1986: 50)

Yahudi asıllı Fransız düşünür Vladimit Jankélévitch “Pardonner?” adlı kitabında, bu cümle ile bazı suçların affının zorluğunu, hatta imkânsızlığını haykırarak, ‘affı reddetme hakkını’ talep ediyordu (1986: 58).

Yazar, Nazi ölüm kamplarında ölenlerin adına yaşayanların affetmesinin mümkün olamayacağını vurgulayarak, suçlunun affedilebilmeyi isteyebilmesi için, öncelikle hiçbir çekince koymadan, suçuna bahaneler bulmadan, suçluluğunu kabul etmesi gerektiğini belirtiyordu (Jankélévitch 1986: 55).

Bu eserin çağrışımları ile affa ilişkin akla ilk gelen temel birçok soru ortaya çıkar: Affın anlamı nedir? Suç ve af arasında ilişki nasıl belirlenir? Selâmet, barışma, pişmanlık, kefaret ödeme ile bağları var mıdır? Hangi koşullarda af mümkündür?

Share Button

On dördünde üç kadın

Exército

Dilek Şentürk

Çocukluğumda, şehir dışında oturan babaannem senede bir bizi ziyarete gelir, bir ay kadar bizde kalırdı. O zamanlardan aklımda kalan, onun gelişiyle arada bir gördüğümüz yaşlı bir tanıdığımızın da bizi sık sık ziyarete gelmesi, camın önündeki divanda saatlerce sohbet etmeleri, her gün görüşebilmek için can atmalarıydı. Evler çok yakın değildi, o vakitler belediye otobüsleri, dolmuşlar şimdiki kadar çok olmadığı için onların buluşmaları torunlarının eşliğinde birbirlerinin evlerine yürüyerek gitmek suretiyle sağlanıyordu. Böylece ben babaannemi götürdüğümde o evde, torunu babaannesini getirdiğinde de bizim evde sohbetlerine tanık oluyordum. Makbule Teyze ile babaannem öyle bir dalarlardı ki konuşmaya, konuşmak değil adeta yaşarlardı konuştuklarını, konunun geçtiği mekânda, zamanda olurlardı o an. Benim yanımda konuşmaktan çekinmezler, hadi sen git dersini çalış bahanesi ile de beni başlarından savmazlardı. Öyle bir dalarlardı ki geçmişi yaşamaya, benim, yanlarında olduğumu fark etmezlerdi belki de.

Annem salonda komşuları ile sohbette ya da mutfakta iş başında veya komşu ziyaretinde, çarşı pazar alışverişinde olabilirdi, iki arkadaş için bunun hiç önemi yoktu; zaten onlar cam önündeki divanda sohbet ediyor görünseler de farklı mekânlarda yaşıyor, farklı zamanlardan nefes alıp veriyorlardı.

Share Button

Sayı 22

Amargi Sayı 22

Amargi’den

Feminist Tartışmalar

  • Feminizmin Öznesi Kimdir? – Bade Okçuoglu
  • Tecavüz ve Biraktigi Izler – Fatma Nevin Vargün
  • Emzirmek Üzerine – Feyza Akintürk, Hilal Alkan
  • Feminist Bir Mesele Olarak Egzersiz – Ilknur Hacisoftaoglu
  • Dilsiz ile Limon Agaci- Melek Göregenli
Share Button

Üreme Sağlığı için Çetin Mücadele

Hazal Halavut

Amargi Sınır Ötesi Buluşmaları’nın ikincisi Ağustos ayında, Ayşe Dayı ile “ABD Deneyimi Üzerinden Kadınların Üreme Sağlığı Hizmetlerinde Güç Kazanımları” ve “ABD’de feminist Hareketin Dünü ve Bugünü” başlıkları altında gerçekleştirildi. ABD’de Towson Üniversitesi Kadın Çalışmaları Bölümü’nde Yardımcı Doçent olarak çalışan Ayşe Dayı, 2007’de üniversite dışında kurduğu Ulusötesi Kadın Konuları Merkezi’ni (Center for Transnational Women’s Issues, www.c4twi.org) yönetiyor. Araştırma konuları arasında Amerikan Kadın Sağlığı Hareketi’nin tarihi ve mirası, kadın sağlığı ve üreme sağlığı hizmetlerinin tıbbileşmesi, ulusötesi feminizm, poststructural –yapısal sonrası- ve postmodern feminist teori ve metotlar ile kadın sağlığını sanat yoluyla araştırma/aktivist projeler yaratma yer alıyor.

Share Button