Bizim Arkadaşlığımız Bir Cümleye Sığar mı Hiç?
İpek Gürkaynak
Hepimiz biliyoruz: Dejavu, daha önce yaşamadığı bir şeyi yaşamış olduğu hissine kapılma; bir ânı, zamanı, yeri daha önce görmüş gibi hissetme demektir. Dejavunun tersi neyse, bana ondan oldu! Amargi’nin geçmiş bir sayısı için, kadınlararası dostluk konusunda bir yazı hazırlarken, arkadaşlarıma danışmış ve yazıyı onların görüşlerinden de alıntılar yaparak yazmıştım. Bu kez de –önceki yazıyı anımsamayarak- öyle yapmaya kalkmaz, arkadaşlarıma “bana arkadaşlık konusundaki görüşlerinizi bir cümle ile söyler misiniz?” diye e – posta atmaz mıyım!
Kadınları Anlamak
Aroma Arar
Geçenlerde şu yeni nesil, başkahramanı kadın olan polisiye dizilerden birini izliyordum. Dizide yine bir “dahi adam flörtöz olur” modellemesi, şu sürekli çapkınlık performansında yakışıklı-orta yaşlı-çapkın tiplemelerden birinde can bulmuş ve tabii ki başkahraman kadın polisimizi “sempatikliği” ile taciz edip duruyordu. Diziyi omzumun üzerinden henüz izlemeye başlamış bir erkek arkadaşım, o an çok keyif aldığım, kadının bu zeka küpüne cevabı yapıştırdığı sahne ile ilgili şöyle bir yorum yaptı: “Ya adam ne güzel açık açık ne istediğini soyluyor. Bu kadının yaptığı gösterip vermemek de nedir? İstiyor mu istemiyor mu? Alice de bana aynısını yapıyor işte. Benimle olmak istemiyorsa, söylediklerini neden söylediğini anlamıyorum.”
Bedene İşlenen: Kadın Dövmeciler ve Dövme Sanatı
Hilal Esmer
Nimet Arıkan, 43 yaşında bir dövme sanatçısı. Nimet sadece dövme yapan ve “tarz” olsun diye dövme taşıyan bir kadın değil. O aynı zamanda aktivist ve mücadeleci bir kadın. Kendi deyimiyle ‘…şu sıralar kendini vegan feministler, anarşist feministler ve genel olarak anarşizme yakın hissediyor’. 2010 yılında açtığı dövme stüdyosuna bu yüzden “Amazon Dövme” ismini koymuş. Bu alanda kadınların görünmezliği sorununu bizzat deneyimlediğinden, stüdyosunda yalnızca kadın sanatçıların çalışmasına karar vermiş. (Elbette sözü geçen ‘kadın sanatçılar’ sadece na-trans kadınlardan oluşmuyor.)
Nimet, 1993-19996 yılları arasında siyasi tutuklu olarak 3 yıla yakın cezaevlerinde kalmış. Cezaevindençıktıktan sonra devam eden mahkemesi sonuçlanmış ve Yargıtay eski cezasını bozarak onu 15 yıla mahkum etmiş.
Yazımı Kışa Çevirdin, Karlar Yağdı Başa Leyla’m
Evrim Yağbasan
Şiddet mağduru bir kadın üçüncü sayfa haberinden canlanıp bizi evine götürse, yanınıza oturup yaşadıklarını anlatsa ne hissederdiniz? Korkup kaçar mıydınız? Ya sayfayı kolayca çeviremeseydiniz? Birkaç saniyede okuduğunuz haberin altında kalmaz mıydınız? Seray Şahiner son kitabı Antabus’ta o birkaç saniyede okuyup “vah”lanıp diğer sayfaya geçtiğimiz haberi başımıza yıkıyor. Zira öyle bir dil kullanmış ki, Leyla şiddet gördükçe biz de görüyoruz…
Başka Zamanlar, Başka Ruh Halleri: Muhit Resimli Aylık Aile Mecmuası
Aksu Bora
Bir kenarcığında inci gibi yazmış adını: Feride Esat. Ve hemen altında tarih. 1931 yılının Muhit dergileri. Güzelce ciltletmiş; bez ve dikişli cilt.
Sahaflarda karşıma çıkan kadınlardan biri değil Feride Hanım. Kitapların üzerlerine isimlerini yazan, aralarında mektuplar, alışveriş listeleri, notlar, fotoğraflar unutan kadınlardan biri değil. Bıraktıkları bu izleri takip edip nasıl kadınlar olduklarını hayal ettiklerimden. Feride Hanım, benim çok sevgili bir hocamın, İpek Gürkaynak’ın annesi. Dergi cildini de bana o verdi. Güzel dikiş diken, harika yemekler pişiren bir kadınmış. Dikişlerini görmedim ama yemek reçeteleri bana kadar ulaştı, tarafımdan denendi, çok güzel oldu. Ayva reçeli kaynatırken “ayvayı sıkmaması için” şekerin sonradan eklenmesi gerektiği türünden tüyolar da cabası. Ama bunları dedim diye sanmayın ki Feride Hanım bir karavel saçlı kadındır; yuvanın dişi kuşudur, Amerikan tarzı bir mutfak ve buzdolabından başka hayali, beklentisi yoktur…
Neden Dans Edeyim Ki?
Burcu Şimşek
Sahnede bir grup kadın var kısa, uzun, topluca, zayıf, şişman, genç, orta yaşlı… İnanılmaz bir keyifle dans ediyorlar. Sahneye çıkıp yerleştiklerinde, henüz performans başlamadan önce, “ee dans okulunun büyükler için olan kısmı, n’apalım izleyeceğiz” diye düşünen bir salon dolusu insandan biriyim. Ne yazık bana ve önyargılarıma. Müzik önce salonu, sonra sahnedeki bedenleri sarmaya başlıyor. Ritm… Hareket… Ritm… Benim bedenime de ulaşıyor işte. Nihayet… İki ay boyunca tüm o hareketleri düşünüp, bu yazının başına oturmama sebep olacak kilidi açıyor. Bu yazıyı okuyan, dans eden kadınların çoğu içlerinden “ohoo sen nerdeydin bunca zamandır?” diyorlarsa haklılar.
Çuval, Kedi ve Gullüm: Lubunyaların Tarihi
Zeynep Ceren Eren
Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’nin dokuz trans kadınla yaptığı sözlü tarih çalışmasından oluşan kitap, 80’lerde Lubunya Olmak, Türkiyeli LGBT bireylerin kişisel tarihleri üzerinden memleket tarihinin izini sürüyor. 80 darbesinin sıklıkla konuşulduğu şu günlerde, darbeyi bir de böylesi tanıklıklar üzerinden okumak daha derin, alternatif ve aşağıdan bir tarih yazımının kapısını aralıyor. Önsözde kitabın -yapılan ilk çalışma olduğu için- eksiklikleri olduğundan bahsedilse de, dokuz kadının tanıklığı darbe dönemini, sonrasını ve bugünü anlamak, geçen otuz yılı çok da duyulmayan seslerden dinlemek için elzem.
Anlatılan hayatları birbiri ardına okuduğunuzda, darbenin ve yarattığı koşulların bu kadınların hayatlarının tatlarını daha da acılaştırmaktan başka bir şey olmadığını görüyorsunuz. Darbe süreci hali hazırda çetin yaşam ve çalışma koşullarına sahip LGBT bireyler için maruz kaldıkları ayrımcılığı, hak ihlallerini ikiye katlıyor, asker/polis şiddeti, baskısı, işkencesi katmerleniyor.
Bir yaşam alanı olan Abanoz Sokağı’nın 1978’de İstanbul Asayiş Şube Emniyet Amirliği’ne getirilen Saadettin Tantan tarafından boşaltılmasını bir milat olarak almak mümkün. Yeni mevki olan Dolapdere’de de barındırılmayan bir sürü trans kadın, el yordamıyla başka illere çalışmaya gider. Kalanlarsa sokaklarda çalışmak zorundadır artık. Zira seks işçiliği yapacak alan kalmamaktadır, çalışma alanı bir seyyar geneleve dönüşmüştür. Bu arada başka bir seyyarlık başlar; 84, 85’li yıllarda daha önce uygulanmayan Fuhuş Beyannamesi tekrar hayata geçer. Bu beyanname ile bulunduğu kentte fuhuş yapan birini kent dışına sürme uygulaması başlar. Günlerce meşhur işkence evi Sansaryan Han’ında gözaltında tutulan trans kadınlar İstanbul’dan zorla banliyö trenlerine ve otobüslere bindirilir, İstanbul dışına çeşitli şehirlere, kasabalara sürülürler. Aşağı atlamak ve geri dönebilmek için trenin yavaşlamasını fırsat bilirler.
Dövme/Dek
Yektanurşin Duyan
Üniversiteye başladığımda ayak bileğime uğursuzluk ve bilgeliğin simgesi olan baykuş dövmesi yapmaya karar vermiştim. Bu düşüncemi üç dövmesi/deki olan anneme açtığımda “hayır olmaz” cevabı ile karşılaştım. Nedenini sorduğumda “günah” cevabını alınca şaşkınlığım ve merakım arttı. Çünkü annem dindar bir kadın ve günah olduğunu iddia etmesine rağmen üç dövmesi var. Annemden beni dövme yaptırmamaya ikna etmesini istedim ve böylece dövme serüvenim başlamış oldu.
Annem mi beni ikna edecekti yoksa ben mi annemi ikna edecektim. Mardin’de başlayan dövme serüvenim Şanlıurfa’da son buldu. Yeşil renkte yapılan ve “dek” olarak bilinen dövmenin sadece Kürtlerde olduğunu sanıyordum. Fakat araştırmaya devam ettikçe Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan 50 yaş ve üstündeki birçok Kürt, Arap, Ezidi, Alevi ve Süryani kadının dövmesi olduğunu öğrendim. Kadınlarla konuştukça dövme/dek ile ilgili belki de annemin bile bilmediği birçok şeyi öğrendim.
Çiçekli bir boşluk
Yıldız Ramazanoğlu
“Boğulmuyor musunuz bu şehirde” dedi Priştine’li arkadaşım Kadare. “Hiç boşluk yok. Benim şehrimde hangi yoldan giderseniz gidin bir süre sonra bir boşluğa çıkılır. Burada umutsuzca kuşatılmışsınız siz. Bu aman vermez şartlar altında nasıl fikir üretebilirsiniz ki. Bir de ne çok tadilat var evlerinizde. Gürültüden sürekli başım ağrıyor. Neden yerleşemiyor sizin halkınız bir türlü”.
Doktora için geldiği şehirden kaçma planlarına başlamıştı, her ne kadar buradaki karmaşayı çekici bulduysa da. Onu lise yıllarında içtiğimiz su ayrı gitmeyen biricik arkadaşımla, seninle tanıştırmak istedim. Kendine şehrin ücra bir yerinde bomboş bir hayat kurduğuna dair duyumlar aldığımı söylediğimde ne kadar heyecanlandı bilemezsin. On yıl sonra seninle ilk kez karşılaşacağımız günü beklerken benden çok heyecanlanıyordu. Yerini bulmak ne zor oldu. Hiç iz bırakmamıştın ama alış veriş yaptığın balıkçının bir sosyal paylaşım alanında yazdığı, bana da mucizevi bir yolla ulaşan nottan yola çıkarak sana gelebileceğimi bilemezdin. “Sahildeki taş eve tuhaf bir kadın yerleşti. Adı Ferzan. Bir şey araştırıyormuş, ne ola ki, hem teklifsiz ve rahat, hem dokunma yanarsın türünden”. Demek daima bir iz bırakır insan kaybolurken.
Lekesiz Zihin
Tennur Baş
Giden sevgilinin ardından yapılacak işlerin listesi numara 1: Ona ait, onu hatırlatan eşyaların kıyı bucak temizliği.
Issız Adam filminde, dağ gibi adamın bir tel toka tarafından alt edilişini hatırlarsak, yatak altlarına, giysi dolabının diplerine kadar bir araştırma yerindedir. Kitap aralarını da unutmayalım. Maazallah hazırlıksız bir anda tatlı bir hatıraya yakalanmak istemeyiz. Mesele, hafızayı tetikleyen dış etkenlerden uzakta az da olsa vakit geçirmek, tetiklenenin bizi vurmasına engel olmak. Hafıza sadece gördüklerimiz, duyduklarımız ya da kokladıklarımızla harekete geçmiyor maalesef. Kendi başına, sırf öyle istediği için, sirenlerin tehlikeli şarkılarının eşliğinde, koparıldığı o yaşama ya da ondan kalan hatıraların denizine doğru arzu ve kederle dalıyor. O zaman sırada, onunla birlikte gidilen yerlerden imtina ederek, tek başınalıktan uzak, kalabalığa yakın bir sosyalliğe doğru seyirtmek var. Bu aşamanın faydasını gören çok olmuştur, fakat bazı vakalarda, sağlanan konforlu ortamın etkisi altına girmeyen zihnin, yüzlerce yıllık zihin-beden ayrımı tartışmasına da riayet ederek, o dipsiz sularda kulaç atmaya devam ettiğine rastlanmıştır. Türlü etkinlikler sonucu yine de hatıraların etkisinden kurtulamayan kişi, hafızasının kafatasında bir yerlerde olduğunu düşünerekten, adı geçen organı duvarlara vurmakta çözüm arayabilir. Bu noktada, fiziksel yaralanma, depresyon ya da melankoli gibi durumların önüne geçmek adına Lacuna Şti’den bahsetmekte fayda var.
















